Türkiyede Örtü Altı Yetiştiriciliği Yazdır E-Posta
Yazan Administrator   
Thursday, 28 December 2006

TÜRK İ YE’DE ÖRTÜALTI YET İŞ T İ R İ C İ L İĞİ


Toplam 78 milyon hektar alana sahip olan ülkemizde, tarım alanları toplam
alan içinde % 36’lık (27 575 000 ha) bir paya sahiptir. Bunun da, % 68’inde tarla
bitkileri, % 13’ünde bahçe bitkileri yeti ş tiricili ğ i yapılırken, % 19’luk bir kısım da na-dasa
ayrılmaktadır.
Ülkemiz, oldukça de ğ i ş ik ekolojik ş artlara sahip oldu ğ undan, pek çok bahçe
bitkileri türünün yeti ş tiricili ğ ine olanak sa ğ lar. Örtüaltı yeti ş tiricili ğ i de bu grup içer-sinde
önemli bir yere sahiptir.
Örtüaltı yeti ş tiricili ğ i seralar ve alçak plastik tünellerdeki üretimi kapsamaktadır.
1996-1997 yılı itibarıyla toplam örtüaltı alanlarımızın 40 000 hektarın üzerinde oldu-
ğ u görülmektedir; bunun % 60.5’i (26 780 ha) alçak plastik tünel, geriye kalan %
39.5’i (17 510 ha) sera alanlarından ibarettir. Ülkemizde örtüaltı yeti ş tiricili ğ i ekolojik
ko ş ullara ba ğ ımlı bir geli ş me göstererek, özellikle Akdeniz kıyısında yo ğ unla ş mı ş tır.
Bu makalede, ülkemiz örtüaltı tarımının mevcut durumu, beklenen geli ş meler,
üretimde kar ş ıla ş ılan sorunlar ve çözüm yolları ile üretimde kullanılabilecek yeni
teknolojiler hakkında bilgi verilmektedir.
1. G İ R İŞ
Birim alandan yüksek verim alınmasını sa ğ layarak küçük alanların marjinal
olarak de ğ erlendirilmesine olanak veren örtüaltı yeti ş tiricili ğ i, aynı zamanda yıl içeri-sinde
düzenli bir i ş gücü kullanımı sa ğ laması nedeniyle de ülkemizdeki en önemli
tarımsal faaliyetlerden birisi haline gelmi ş tir.680
Örtüaltı tarımı; sera ve alçak plastik tüneller altındaki üretimi kapsamaktadır.
Alçak plastik tüneller; bitki sıraları üzerine yakla ş ık 60 cm yarı çaplı ve yarım daire
kesitli yerle ş tirilmi ş iskeletlerin üzerinin yumu ş ak plastik örtülerle örtülmesi sonucu
elde edilen yapılardır (Sevgican, 1999a). Alçak plastik tünel altında yapılan bitkisel
üretimde erkencilik amaçlanır. Seralar ise; iklim ko ş ullarının açıkta bitki yeti ş tirmeye
elveri ş li olmadı ğ ı dönemlerde, kültür bitkilerinin ekonomik olarak yeti ş tirilmesini
olanaklı kılan, bitkisel üretim için gerekli olan geli ş im etmenlerini sa ğ layabilen,
içinde hareket edilebilir yapılardır (Baytorun, 1995; Eltez ve Günay, 1998).
Dünya üzerindeki seracı ülkeler 1970’li yıllarda ya ş anan enerji krizinden sonra
iki ku ş a ğ a ayrılmı ş lar ve kuzey iklim ku ş a ğ ındaki ülkeler klima kontrollü seralarda
üretim yaparken, ülkemizin de içinde bulundu ğ u güney iklim ku ş a ğ ındaki ülkelerde
üretim tamamı ile ekolojik ko ş ullara ba ğ ımlı olarak gerçekle ş tirilir hale gelmi ş tir.

2. ÖRTÜALTI TARIMININ GEL İŞİ M İ
Türkiye’de örtüaltı yeti ş tiricili ğ i 1940'lı yıllarda Antalya’da kurulan seralar ile
ba ş lamı ş tır. 1940-1960 yılları arasında seracılı ğ ın geli ş imi çok yava ş olmu ş ve
özellikle Antalya ve İ zmir civarında yayılma göstermi ş tir. Bu yıllardan sonra plasti ğ in
örtü materyali olarak kullanılmaya ba ş lanması ile gerek sera, gerekse alçak tünel
alanlarında hızlı bir artı ş görülmü ş tür. Sera alanlarında en hızlı artı ş 1975-1985
yılları arasında gerçekle ş mi ş tir; bundan sonraki yıllarda artı ş , devam etmekle bir-likte
daha yava ş olmu ş tur. Özellikle 1990 yılına kadar hızlı artı ş gösteren alçak tü-nel
alanları ise, tünel altında yeti ş tirilen türlerin bir yıl önceki fiyatlarındaki de ğ i ş im-lere
ba ğ lı olarak, dalgalanmalar göstermi ş tir. 1990-1997 yılları arasında toplam sera
alanlarındaki artı ş % 64.5 iken, alçak tünellerdeki artı ş % 9 olmu ş tur (ş ekil 1) (Yüce
1990; Anon., 1997; Tüzel ve Eltez, 1997).
1996-1997 yılı verilerine göre Türkiye’de örtüaltı alanı 44 291 hektara ula ş mı ş
olup, bunun 26 780 ha'ı (% 60.5) alçak plastik tünel, geriye kalan 17 510 ha'ı (%
39.5) sera alanlarından olu ş maktadır (ş ekil 2) (Anon., 1997).

3. ÖRTÜALTINDA YET İŞ T İ R İ C İ L İĞİ YAPILAN TÜRLER
3.1. Seralarda yeti ş tirilen türler
Ş ekil 4. Seralarda ürün da ğ ılımı (%).
Sera alanlarımızın % 95'inde sebze (genelde yazlık sebzeler), % 4'ünde süs
bitkileri (özellikle kesme çiçek) ve % 1'inde ise meyve türleri (özellikle muz ve çilek)
yeti ş tirilmektedir (ş ekil 4) (Tüzel ve Eltez, 1997).
3.1.1. Serada Sebze Üretimi
Ülkemiz sera sebze yeti ş tiricili ğ inde % 51 ile domates birinci sırada yer al-makta,
bunu % 20.2 ile hıyar, % 17.3 ile biber ve % 8.6 ile patlıcan izlemektedir.
Geriye kalan % 2.9'luk alanda da kavun, fasulye, kabak gibi di ğ er sebze türleri
yeti ş tirilmektedir (ş ekil 5). Bunların yanında istatistiklere girmemekle beraber çift
ürün yeti ş tiricili ğ i yapılan sebze seralarında aradaki bo ş ve so ğ uk dönemi de ğ er-lendirmek
için yapılan marul-salata üretimi de önemli bir yer tutmaktadır (Tüzel
ve Eltez, 1997).
3.1.2. Süs Bitkileri Üretimi
Ülkemiz seralarında süs bitkileri üretimi % 4 gibi çok dü ş ük düzeylerdedir. O
nedenle yazımızda sebzecili ğ e geni ş yer ayrılmı ş , di ğ er konular öz bilgiler aktarıla-rak
geçilmi ş tir.
3.1.2.2. Kesme çiçek üretimi
De ğ i ş ik iklim özelliklerine sahip olan ülkemizde ticari anlamda kesme çiçek
üretimi Yalova’da ba ş lamı ş ve daha sonra Ege ve Akdeniz bölgelerine de yayılmı ş -tır.
Özellikle 1985 yılından sonra Antalya yöresinden kesme çiçek ihracatının başlaması, kesme çiçek üretim alanı ve miktarında son yıllarda önemli artı ş ların ortaya
çıkmasında önemli rol oynamı ş tır.

Ülkemizde kesme çiçek yeti ş tiricili ğ inin %60’a yakın kısmı seralarda yapıl-maktadır.
1993 yılı verilerine göre kesme çiçek üretim alanları Ege, Marmara ve
Akdeniz bölgelerinde yo ğ unla ş mı ş tır. Serada kesme çiçek yeti ş tiricili ğ ini iller ba-zında
inceledi ğ imizde, İ zmir, Antalya ve Yalova illerinin ilk üç sırayı aldı ğ ı ve bunları
Adana, İ çel, Aydın ve Bursa’nın izledi ğ i görülmektedir (tablo 5) (Anon., 1993b).
Ülkemiz seralarında yeti ş tirilen kesme çiçek türleri ş ekil 6’da verilmi ş tir. Ş ekil-den
de görüldü ğ ü gibi, 1993 yılı verilerine göre, kesme çiçek üretimi yapılan sera
alanının % 60.4’ünde karanfil yeti ş tirilmekte ve bunu gül (%12.9) izlemektedir. Gla-yöl
% 9.2, krizantem % 6.4’lik oranlara sahiptir. Geriye kalan % 11.1’lik alanda di ğ er
kesme çiçeklerin (Gerbera, Gypsophylla, Lisianthus, Lilium, Bouvardia, Alstromeria,
Nerine, Anemone ve Asparagus gibi) üretimi yapılmaktadır (Tüzel ve Eltez, 1997).

3.1.2.2. İ ç Mekan (Saksılı) Süs Bitkileri Üretimi
İ ç mekan süs bitkileri çiçekçilik sektörü içersinde özellikle son 15 yıldır önemli
bir yer tutmaya ba ş lamı ş tır. İ ç mekan süs bitkisi üreten irili ufaklı i ş letmelerin ço ğ u
Marmara bölgesinde yo ğ unla ş mı ş tır. Bunda en büyük etken İ stanbul ve Bursa gibi
iki büyük pazarın yakınlı ğ ı olmu ş tur. Marmara bölgesini sırasıyla Ege ve Akdeniz
bölgelerinin takip etti ğ i görülmektedir. Her üç bölgede de plastik sera varlığının cam seralara göre daha fazla oldu ğ u dikkat çekmektedir

Ülkemizde iç mekan süs bitkileri yeti ş tiricili ğ i yapan i ş letmelerin faaliyetleri üç
grup halinde toplanmaktadır (Anon., 1993b):
- Üretim materyalini kendi üretip, satı ş boyuna kadar büyütüp, pazar-layanlar,
- Üretim materyalini ithal edip satı ş boyuna kadar büyütüp, pazarla-yanlar,
- Satı ş boyunda bitki ithal edip, kısa bir sürede pazarlayanlar.
Genelde i ş letmelerin büyük ço ğ unlu ğ unun üretim materyallerini yurt dı ş ından
getirip satı ş boyuna kadar büyütmeyi tercih ettikleri görülmektedir. Kendi üretim
materyallerini üretenler ise çok sınırlı sayıdadır.
Ülkemizde en fazla üretimi ve satı ş ı yapılan türler tablo 4’ de verilmi ş tir
3.1.3. Meyve Üretimi
Ülkemizde örtüaltında üretilen en önemli meyveler muz ve çilektir. Muz üretimi
sınırlı bir plantasyonda sadece Akdeniz kıyılarında yapılmaktadır.
3.2. Alçak Plastik Tünellerde Yeti ş tirilen Türler
Alçak plastik tünel alanlarının % 68.5’inde karpuz yeti ş tirilmekte, bu türü kabak
(% 12.6) ve patlıcan (% 6.1) izlemektedir. Di ğ er yeti ş tirilen önemli sebzeler ise hı-yar,
domates, kavun ve biberdir (Tüzel ve Eltez, 1997). Ş ekil 7’de alçak plastik tü-nellerde
üretilen sebzelerin ekili ş alanlarına göre da ğ ılımı görülmektedir.

689
3.1.3. Meyve Üretimi
Ülkemizde örtüaltında üretilen en önemli meyveler muz ve çilektir. Muz üretimi
sınırlı bir plantasyonda sadece Akdeniz kıyılarında yapılmaktadır.
3.2. Alçak Plastik Tünellerde Yeti ş tirilen Türler
Alçak plastik tünel alanlarının % 68.5’inde karpuz yeti ş tirilmekte, bu türü kabak
(% 12.6) ve patlıcan (% 6.1) izlemektedir. Di ğ er yeti ş tirilen önemli sebzeler ise hı-yar,
domates, kavun ve biberdir (Tüzel ve Eltez, 1997). Ş ekil 7’de alçak plastik tü-nellerde
üretilen sebzelerin ekili ş alanlarına göre da ğ ılımı görülmektedir.

4. ÖRTÜALTI YET İŞ T İ R İ C İ L İĞİ NDE KAR Ş ILA Ş ILAN SORUNLAR VE
ÇÖZÜM ÖNER İ LER İ
4.1. Seraların Yapısal Özellikleri
4.1.1. İş letme Büyüklü ğ ü
Ülkemiz seralarına i ş letme yapısı ve sera büyüklü ğ ü yönünden bakıldı ğ ında;
genelde seraların aile i ş letmeleri ş eklinde ve küçük alanlara sahip oldukları görülür.
İş letmelerin küçük ölçekli olu ş u teknoloji kullanımını sınırlamakta, i ş letme bün-yesinde
tarım e ğ itimi almı ş bir ki ş inin istihdamı mümkün olmamakta ve sonuçta
babadan veya kom ş udan ö ğ renilen ş ekilde seracılı ğ a devam edilmektedir.
4.1.2. Konstrüksiyon ve örtü malzemesi
Sera konstrüksiyon (yapı) malzemesi olarak ülkemizde ah ş ap, demir ve galva-nize
demir kullanılmaktadır. Plastik örtülü seralarda 1980’li yıllara kadar oldukça
yaygın olan ah ş ap iskelet, dayanıksız olması ve örtü malzemesini tutturmak için
kullanılan çivilerin örtü malzemesini yırtması nedeniyle, kullanımı gittikçe azalmak-tadır.
Günümüzde artık plastik ve cam örtülü seralarda, demir ve galvanize edilmi ş
demir profiller kullanılmaktadır (Tüzel ve Eltez, 1997).

Akdeniz bölgesindeki di ğ er ülkelerde oldu ğ u gibi, örtü malzemesi olarak örtü olarak da en yaygın kullanılan materyal, ucuzlu ğ u nedeniyle, polietilen (PE)dir.
Son yıllarda piyasada bulunan UV, IR ve antifog katkılı plastik örtüler, uzun ömürlü
olmaları nedeniyle, üreticiler tarafından daha tercih edilir olmu ş tur.
Örtü materyalini konstrüksiyona tutturmak için eskiden cam seralarda macun,
plastik seralarda çivi kullanılırken, günümüzde sert veya yumu ş ak plastikten klips
kullanımına geçilmi ş tir.
Ülkemiz seralarında özellikle çatı havalandırması istenilen düzeylerde de ğ ildir.
İ yi bir sera havalandırması için çatı havalandırmasının sera taban alanın % 20’si
kadar büyüklükte olması istenirken ülkemiz seralarında bu oran % 1-4 arasında
de ğ i ş mektedir (Sevgican, 1999a). Ço ğ u plastik örtülü olan seralarda çatı havalan-dırması
hiç olmadı ğ ından yükselen nem ve sıcaklı ğ ı kontrol etmek oldukça zordur.

Yeti ş tiriciler ancak yan havalandırma yapmak suretiyle nem ve sıcaklı ğ ı kontrol
etmeye çalı ş maktadırlar ki, bu da yetersiz kalmaktadır.
Ülkemizde son yıllara kadar sera yapımı konusunda hizmet veren kurulu ş lar
yoktu ve üreticiler ya kendileri yada yörelerindeki ustalarla seralarını kurmaktaydı-lar.
Özellikle havalandırma açıkları yetersiz bırakılmaktaydı. Ayrıca fazla ta ş ıyıcı
konstrüksiyon malzemesi kullanılması sera içine giren ı ş ık miktarını azaltmakta,
kullanılan dikmeler mekanizasyonu kısıtlamaktaydı. Günümüzde, seralarımızda
yapısal sorunların tamamiyle çözüldü ğ ünü söylemek mümkün de ğ ilse de, bu ko-nuda
hizmet veren kurulu ş ların bulunması ve modern sera tesislerine rastlanabil-mesi
sevindiricidir. Montaja hazır halde satılan galvanize konstrüksiyon malzemele-rinin
kullanımı ile seraların kurulması te ş vik edilerek ülkemiz seraları daha modern
bir görünüme kavu ş turulabilir.
4.2. Isıtma
Ülkemizde örtüaltı üretimi, mevcut iklim ko ş ullarından olabildi ğ ince yararlana-rak,
en alt düzeyde masraf ile yapılmaya çalı ş ılmaktadır. Bu yüzden iç mekan süs
bitkileri seraları haricindeki di ğ er seralarda ısıtma genelde don zararından korun-mak
amacıyla yapılmaktadır. Bunun sonucunda gerek verim, gerekse kalite dü ş -mekte
ve hastalıkları kontrol etmek güçle ş mektedir.
Sebze üreticileri, ısıtma masraflarını en aza indirmek amacıyla tek ürün yeti ş ti-ricili
ğ i (Eylül – Haziran) yerine çift ürün yeti ş tiricili ğ ini (sonbahar: Temmuz – Ocak;
ilkbahar: Aralık – Temmuz) tercih etmektedir. Tek ürün yeti ş tiricili ğ inde ısıtma sa-dece
don zararından korunmak amacıyla yapılmakta, meyve tutumu özellikle do-mates
ve patlıcan gibi sebze türlerinde bitki büyüme maddelerinin kullanımı ile
sa ğ lanmaktadır. Kısa dönem yeti ş tiriciliklerinde ise pazarda ürün fiyatlarının yüksek
oldu ğ u dönemde ürün bo ş lu ğ u olmaktadır. Üretimde planlamanın yapılamaması,
üreticinin kar ş ı kar ş ıya kaldı ğ ı fiyat dalgalanmaları, dü ş ük verim ve meyve kalitesi
üretimde kar ş ıla ş ılan en önemli çıkmazlardandır. Girdilerin yüksek oldu ğ u seracı-lıkta
ihracat hedeflendi ğ i takdirde bu sorunları a ş mak daha kolay olacaktır. Bunun
ise ilk ko ş ulu meyve kalitesinin yükseltilmesi ve üretim planlamasının yapılabilmesi-dir.
Buda ancak, seralarda yeti ş tirilen türe göre belli bir dereceye kadar ısıtma ya-pılması
ile sa ğ lanabilir.
Günümüzde seralarımızda don tehlikesine kar ş ı yaygın bir ş ekilde kullanılan
çatı ya ğ murlamasının yanında ısı perdesi ve su ş iltesi gibi di ğ er ısı koruma yön-temlerinin
de yaygınla ş masında büyük yarar vardır. Bu tekniklerin kombinasyonları
da oldukça iyi sonuç vermektedir. Örne ğ in su ş iltesi ve ısı perdesinin birlikte kulla-nımının
sıcaklı ğ ı 4-7°C arttırdı ğ ı bildirilmektedir (Tekinel ve Baytorun, 1990; Tüzel
ve Eltez, 1997).

Yeti ş tiriciler ancak yan havalandırma yapmak suretiyle nem ve sıcaklı ğ ı kontrol
etmeye çalı ş maktadırlar ki, bu da yetersiz kalmaktadır.
Ülkemizde son yıllara kadar sera yapımı konusunda hizmet veren kurulu ş lar
yoktu ve üreticiler ya kendileri yada yörelerindeki ustalarla seralarını kurmaktaydı-lar.
Özellikle havalandırma açıkları yetersiz bırakılmaktaydı. Ayrıca fazla ta ş ıyıcı
konstrüksiyon malzemesi kullanılması sera içine giren ı ş ık miktarını azaltmakta,
kullanılan dikmeler mekanizasyonu kısıtlamaktaydı. Günümüzde, seralarımızda
yapısal sorunların tamamiyle çözüldü ğ ünü söylemek mümkün de ğ ilse de, bu ko-nuda
hizmet veren kurulu ş ların bulunması ve modern sera tesislerine rastlanabil-mesi
sevindiricidir. Montaja hazır halde satılan galvanize konstrüksiyon malzemele-rinin
kullanımı ile seraların kurulması te ş vik edilerek ülkemiz seraları daha modern
bir görünüme kavu ş turulabilir.
4.2. Isıtma
Ülkemizde örtüaltı üretimi, mevcut iklim ko ş ullarından olabildi ğ ince yararlana-rak,
en alt düzeyde masraf ile yapılmaya çalı ş ılmaktadır. Bu yüzden iç mekan süs
bitkileri seraları haricindeki di ğ er seralarda ısıtma genelde don zararından korun-mak
amacıyla yapılmaktadır. Bunun sonucunda gerek verim, gerekse kalite dü ş -mekte
ve hastalıkları kontrol etmek güçle ş mektedir.
Sebze üreticileri, ısıtma masraflarını en aza indirmek amacıyla tek ürün yeti ş ti-ricili
ğ i (Eylül – Haziran) yerine çift ürün yeti ş tiricili ğ ini (sonbahar: Temmuz – Ocak;
ilkbahar: Aralık – Temmuz) tercih etmektedir. Tek ürün yeti ş tiricili ğ inde ısıtma sa-dece
don zararından korunmak amacıyla yapılmakta, meyve tutumu özellikle do-mates
ve patlıcan gibi sebze türlerinde bitki büyüme maddelerinin kullanımı ile
sa ğ lanmaktadır. Kısa dönem yeti ş tiriciliklerinde ise pazarda ürün fiyatlarının yüksek
oldu ğ u dönemde ürün bo ş lu ğ u olmaktadır. Üretimde planlamanın yapılamaması,
üreticinin kar ş ı kar ş ıya kaldı ğ ı fiyat dalgalanmaları, dü ş ük verim ve meyve kalitesi
üretimde kar ş ıla ş ılan en önemli çıkmazlardandır. Girdilerin yüksek oldu ğ u seracı-lıkta
ihracat hedeflendi ğ i takdirde bu sorunları a ş mak daha kolay olacaktır. Bunun
ise ilk ko ş ulu meyve kalitesinin yükseltilmesi ve üretim planlamasının yapılabilmesi-dir.
Buda ancak, seralarda yeti ş tirilen türe göre belli bir dereceye kadar ısıtma ya-pılması
ile sa ğ lanabilir.
Günümüzde seralarımızda don tehlikesine kar ş ı yaygın bir ş ekilde kullanılan
çatı ya ğ murlamasının yanında ısı perdesi ve su ş iltesi gibi di ğ er ısı koruma yön-temlerinin
de yaygınla ş masında büyük yarar vardır. Bu tekniklerin kombinasyonları
da oldukça iyi sonuç vermektedir. Örne ğ in su ş iltesi ve ısı perdesinin birlikte kulla-nımının
sıcaklı ğ ı 4-7°C arttırdı ğ ı bildirilmektedir (Tekinel ve Baytorun, 1990; Tüzel
ve Eltez, 1997).

Seralarımızda yerli F1 hibrit tohumların kullanımının arttırılmasına da ihtiyaç
vardır. Son yıllarda Narenciye ve Seracılık Ara ş tırma Enstitüsü tarafından ıslah
edilen F1 hibrit domates, biber, patlıcan, hıyar ve kavun çe ş itlerinden bazıları tescil
edilmi ş ve bunların arasından bazı çe ş itlerin tohum üretim ve satı ş izni özel firma-lara
verilmi ş tir. Bu sevindirici bir durum olmakla birlikte seralarımızda yerli tohum
kullanımında henüz kayda de ğ er bir geli ş me olmamı ş tır. Yerli tohum kullanımının
arttırılabilmesi için üretim yapan özel firmalar desteklenmeli, ayrıca kamu kurulu ş la-rında
ve Üniversitelerde ıslah çalı ş maları özendirilmelidir.
Türkiye’de sebze fidesi üreten firmalar son yıllarda hızlı bir ş ekilde artmı ş tır.
Sayıları 12’ yi bulan bu firmalar, 20 ha üretim alanında yılda yakla ş ık 500 milyon
fide üretmektedirler, ki bu da ülkemiz sera sebzecili ğ i için oldukça önemli bir ge-li
ş medir. Çünkü üreticilerin fide üretimi için gerekli ko ş ulları sa ğ lamaları oldukça
zordur. Üretici ko ş ullarında gerçekle ş tirilen fide üretiminde, ilkbahar döneminde
dü ş ük ı ş ık ve dü ş ük sıcaklık, sonbahar döneminde ise yüksek sıcaklık ve özel-likle
de virus hastalıklarının ta ş ınımına neden olan beyaz sinek vb. zararlı
populasyonunun yüksek olu ş u önemli zararlara yol açmaktadır. Hazır fide firma-larının
devreye girmesi bu sorunları ortadan kaldırmı ş tır.
4.3.2. Süs bitkileri
Sebze de oldu ğ u gibi süs bitkilerinde de üretim materyali bakımından dı ş a ba-
ğ ımlılık söz konusudur. Ülkemizde iç piyasaya yönelik çalı ş an küçük üreticiler, ka-ranfil
ve kasımpatında kendi materyalini yeti ş tirdi ğ i bitkilerden temin etmektedir.
İ hracata yönelik kesme çiçek yeti ş tiricili ğ i yapan kurulu ş lar ise üretim materyallerini
her yıl ithal etmektedirler. Lilium ve glayöl gibi so ğ anlı süs bitkilerinde ise üretim
materyali temininde tamamıyla dı ş a ba ğ ımlılık sürmektedir (Anon., 1993b). Üretim
materyalinde dı ş a ba ğ ımlılı ğ ı azaltmak için bu konuda çalı ş mak isteyen firma veya
ki ş iler gerekli alt yapıyı olu ş turmak üzere desteklenmelidir.

 694
4.4. Toprak
Seralarımızda üretim halen geleneksel ş ekilde toprakta yapılmaktadır. Ancak
seralarda uygulanan monokültür ve toprakların örtü altında olması a ş a ğ ıda özetle-nen
sorunları beraberinde getirmektedir:
-toprak yorgunlu ğ u,
-toprak kaynaklı hastalıklar,
-nematodlar,
-toprakta tuz seviyesinin yükselmesi,
-sürme tabanı denilen geçirimsiz tabakanın olu ş ması.
Bu sorunları çözmeye yönelik olarak sera topra ğ ı yaz aylarında göllendirme
sulamalar yapılarak yıkanmalı ve sürme tabanı olu ş mu ş ise kırılmalıdır. Ayrıca
yıkama ile olu ş an suların topraktan uzakla ş masını sa ğ lamak ve daha da önemlisi
kı ş aylarında seraya ya ğ mur sularının giri ş ini engellemek için sera drenajına
gereken önem verilmelidir.
Sera topraklarında organik madde içeri ğ inin % 10 olması idealdir, seracılık
bölgelerinde kaliteli organik gübre bulmak zor olmakla birlikte sera topra ğ ında orga-nik
madde oranının % 5’in altına dü ş memesine dikkat edilmelidir. Ülkemiz serala-rında
ye ş il gübrelemeye de gereken önem verilmemektedir. Seraların bo ş oldu ğ u
dönemde mısır bitkisi yeti ş tirilerek ye ş il gübreleme yapılması, topra ğ ın organik
madde içeri ğ ini yükseltece ğ i gibi fiziksel yapısının da düzeltilmesine yardımcı ola-caktır
(Sevgican, 1999a) . Bu konuda üreticilerin bilgilendirilmesi gerekmektedir,
nitekim önemli bir sera merkezi olan Fethiye’nin Kumluova köyünde 1989-90 yılında
yapılan bir anket, üreticilerin % 42.5’inin yaz aylarında seralarında mısır yeti ş tirdik-lerini,
fakat püsküllenme a ş amasına gelen bitkileri keserek topra ğ a karı ş tıracakları
yerde hayvanlara yedirdiklerini ortaya koymu ş tur (Yolta ş ve ark., 1990).
Sera topraklarının -bitki ömrü uzun ve verimi yüksek oldu ğ undan- gübre ihti-yaçları
fazladır. Ancak üreticilerin bitkilerin iste ğ inin çok üstünde gübreleme yap-tıkları
görülmektedir. Gere ğ inden fazla gübre kullanımı, özellikle nitrat ve fosfor
kullanımı, yer altı ve üstü sularının kirlenmesine yol açmaktadır. Bu nedenle,
seralarda gübrelemenin toprak ve bitki analizlerine dayalı yapılması sa ğ lanmalı-dır.
Yukarıda da belirtildi ğ i gibi seracılıkta toprakla ilgili en önemli sorun toprak
kaynaklı hastalıklar ve nematodlardır. Bu nedenle, seracılıkta toprak
dezenfeksiyonu zorunlu bir uygulama haline gelmektedir. Toprak dezenfeksiyonu

buhar ile veya kimyasal yolla yapılabilir. Buhar ile toprak dezenfeksiyonunun özel
düzenler gerektirmesi ve pahalı olması, ülkemiz seralarında kimyasal
dezenfeksiyonun yaygınla ş masına neden olmu ş tur. Bu amaçla, bu yıla kadar en
yaygın olarak metilbromit kullanılmı ş tır. Oysa metilbromit kullanımıyla toprakta, yer
altı sularında ve yeti ş tirilen ürünlerde Br birikimi olu ş ması, ayrıca metilbromitin
ozon tabakasına zararı nedeni ile pek çok ülkede bu kimyasalın kullanımı yasak-lanmı
ş olup 2010 yılında tüm dünyada kullanımına izin verilmeyece ğ i bilinmektedir.
Ayrıca dezenfeksiyonda kullanılan di ğ er kimyasalların da insan ve çevre sa ğ lı ğ ına
olumsuz etkilerinin olmadı ğ ını söylemek mümkün de ğ ildir. Bu nedenle seracılık
yapan ülkelerin hedefi toprak dezenfeksiyonunda kullanılan pestisit miktarını azalt-maktır.
Örne ğ in Hollanda hükümeti 2000 yılına kadar, seralarda pestisit kullanımını
% 50, toprak dezenfeksiyonu amaçlı pestisit kullanımını ise % 75 oranlarında
azaltmayı hedeflemektedir (Van Os ve ark., 1991). Ülkemiz seralarında, bu amaçla
solarizasyon yaygınla ş tırılmalıdır. Gerekti ğ i durumda solarizasyon kimyasal
dezenfeksiyon ile birle ş tirilerek kullanılacak kimyasal miktarı oldukça azaltılabilir.
Örne ğ in metilbromit uygulaması solarizasyon ile birlikte uygulandı ğ ında m 2 ’ye 15
gram metilbromit yeterli olmaktadır.
Toprak kaynaklı bu sorunların kesin çözümü için ülkemiz seralarında topraksız
tarımın yaygınla ş tırılması hedeflenmelidir. İ hracata yönelik yeti ş tiricilikte, özellikle
toprak dezenfeksiyonunun kimyasal yolla yapılması engelleyici bir rol oynamaktadır.
Dünyanın pek çok ülkesinde, seralarda topraksız yeti ş tiricili ğ in yaygınla ş masının
altında yatan neden de budur.
4.5. Sulama
Serada bitki yeti ş tiricili ğ inde bitki geli ş imi için gerekli su, açık alandaki yeti ş tiri-cilikten
farklı olarak yalnızca sulama ile kar ş ılanmaktadır. Bu durum, küçük bir
alanda yüksek verimin sa ğ lanmasını amaçlayan ve yüksek yatırımlarla gerçekle ş ti-rilen
seralarda sulama uygulamalarının önemini daha da arttırmaktadır.
Serada yapılan üretimlerde suyun bitkilere uygulanmasını sa ğ layan pekçok
yöntem kullanılmaktadır. Bunlar, günümüzde giderek terkedilen yüzey sulama yön-temlerinin
yanısıra, geli ş en teknolojinin sa ğ ladı ğ ı çe ş itlili ğ e uygun olarak artan uy-gulama
alanı bulan ve bitki üretim tekniklerine ba ğ lı olarak de ğ i ş ime u ğ ramı ş , bili-nen
modern sulama yöntemleridir. Üretici ko ş ullarında, günümüzde en yaygın ola-rak
kullanılan yöntem -pekçok üstün yönleri nedeniyle- damla sulamadır. Damla
sulama sistem unsurlarının gerek ülkemizde üretilmesi, gerekse ithal edilmesi yay-gınla
ş ma hızını arttırmı ş tır.
Di ğ er taraftan, bitkisel üretim girdilerinin etkinli ğ ini arttıran ve bu biçimi ile
ça ğ da ş tarımda yüksek verimlili ğ in ayrılmaz parçası olan sulamaya, bitkisel üretim

696
için kök bölgesinde eksik olan suyun en uygun düzeyde tutulması açısından da
bakılmaktadır. Bu nedenle, bitkide verim ve kalite dü ş üklü ğ üne sebep olabilecek bir
su stresini önlemek amacıyla, bitkiye geli ş me süreci içinde gereksinim duyulan su-lama
suyunu gereken miktar ve zamanlarda uygulamak gerekir ki, bu da varolan
ko ş ullara göre etkili bir sulama programının yürütülmesi ile olasıdır.
Günümüzde sulamanın programlanmasına yönelik olarak, topra ğ a, bitkiye ve
iklime dayalı izleme tekniklerini kullanan birçok yöntem geli ş tirilmi ş olmasına kar ş ın,
ülkemiz seralarının büyük bir bölümünde arzu edilen düzeyde bilimsel yöntemler
kullanılmamaktadır. Üreticiler sulamayı genellikle bitki veya topra ğ ın durumunu
görsel olarak inceleyerek programlamaktadırlar. Bu durum ise su, gübre ve enerji-nin
etkin kullanılmamasının yanısıra, çevre kirlenmesi, taban suyunun yükselmesi
ve drenaj sorunlarının artmasına yol açmaktadır. Ayrıca, sulama suyu kalitesi, top-rakların
fiziksel ve kimyasal özellikleri ile verimlilik durumunun bilimsel düzeyde
belirlenmemesi verim ve kalite azalması ile sonuçlanabilmektedir.
4.6. Hastalık ve Zararlılar
Üretim oldukça basit yapılar altında yapıldı ğ ından, uygun olmayan sera içi
iklim ko ş ulları – özellikle dü ş ük sıcaklık ve yüksek nisbi nem – özellikle plastik sera
ve tünellerde önemli kayıplara neden olan fungal ve bakteriyel hastalıkların ortaya
çıkı ş ını hızlandırmaktadır.
Toprak kaynaklı pek çok patojen, seralarda yeti ş tirilen bitkilerde hastalıklara
yol açmakta, ço ğ unlukla da kontrol altına alınmaları güç oldu ğ undan, önemli zarar-lara
neden olmaktadır. Bakteriyel ve fungal kaynaklı bazı hastalık etmenleri de,
bitkilerin iletim sistemine yerle ş erek onların solmalarına ve hatta ölümlerine yol
açabilmektedir. Sera bitkilerinin do ğ rudan toprak üstü organlarında da zararlara yol
açan hastalıklara yaygın olarak rastlanmaktadır. Seralarda yeti ş tirilen bitkilerde
virüs hastalıkları ayrı bir öneme sahip bulunmaktadır. Etkin bir kontrol yönteminin
olmayı ş ı ve çok kolay yayılma yollarına sahip olmaları nedeniyle viruslar -özellikle
sonbahar döneminde yapılan üretimlerde- ürün kayıplarını ekonomik düzeyin üze-rine
çıkarabilmektedir (Yıldız ve ark., 1990).
Seralarımızda en sık rastlanan ve önemli ekonomik kayıplara yol açabilen
ba ş lıca zararlılar ise beyazsinekler (Trialeurodes vaporariorum, Bemicia tabaci),
kırmızı örümcekler (Tetranychus urticae, T. cinnabarinus), yaprakbitleri
(Macrosiphum euphorbiae, Myzus persicae, Aphis gossypii), yaprak galeri sinekleri
(Liriomyza spp.) ve domates pas akarı (Aculops lycopersici)dır.
Hastalık ve zararlılarla mücadelede en yaygın olarak izlenen yol ise kimyasal
sava ş ımdır. Nitekim, önemli bazı sera merkezlerimizde solanacea familyası sebzelerinin yeti ş tirildi ğ i seralarda 1991 yılında yapılan anket çalı ş masında üreticilerimizin
çok büyük bir ço ğ unlu ğ unun sadece kimyasal sava ş ımı benimsedikleri görülmü ş tür

1996 yılı itibariyle toplam pestisit tüketimimiz 13 797 ton, birim alana dü ş en et-kili
madde tüketimi 736 g/ha olup, toplam tüketimimizin 1979 ve1996 yılları arasında
%65 oranında arttı ğ ı görülmektedir

2147.1 1977.2 2871.1
315.6 322.2 530.7 1076.6
2.1 2.5 3.2
2611.9 2201.4 2951.1
3495.0 3902.5 3643.9
Toplam 8395.6 12112.0 , 10871.4 13797.0
Hernekadar toplam tüketimimiz geli ş mi ş ülkelere göre çok dü ş ük düzeylerde
kalıyorsa da, seralarımızda kullanılan pestisid miktarının seviyesi ne yazık ki çok
yüksektir. Seralarda dekara kullanılan pestisid miktarının 10 kg dolaylarında oldu ğ u
bildirilmektedir (Anon., 1988). Yine 1992 yılı itibarıyla toplam pestisid tüketimimizin
2/3’lük bölümünün Akdeniz ve Ege Bölgelerinde gerçekle ş mesi de örtüaltı tarımın-daki
yo ğ un ilaç kullanımının bir di ğ er göstergesidir.

698
Seralarda kullanılan bazı kimyasallar çevre açısından önemli tehlikeler ta ş ı-maktadır.
Tablo 10 risk ta ş ıyan bazı kimyasalların 1996 yılındaki tüketim de ğ erlerini
vermektedir

1 614 444
617 511
855 462
779 073
3 866 490
28.02
Kullanılan pestisitlerin doz ayarının da hassas bir ş ekilde yapıldı ğ ını söylemek
yanlı ş olur. Nitekim yapılan bir anket çalı ş masında, üreticilerin Fethiye’de % 5, An-talya’da
% 21 ve İ çel’de % 38’inin pestisid dozlarının ayarlarını göz kararıyla yada
bardakla yaptıkları bildirilmektedir (Delen ve Özbek, 1992).
Uygulanmalarından itibaren de ğ i ş ik kimyasallara parçalanan pestisidlerin par-çalanma
ürünlerinin bazıları daha toksik ve kalıcı olabilmektedir. Buna verilebilecek
en güzel örneklerden birisi de, ülkemizde dezenfektan olarak yaygın bir ş ekilde
kullanılan metil bromittir. Oysa pekçok ülkede yasaklanmı ş yada kullanımı kısıtlan-mı
ş tır.
Bilinçsiz ve yo ğ un pestisid kullanımının yol açtı ğ ı di ğ er önemli bir husus da
dayanıklılık sorunudur. Dayanıklılı ğ ın ortaya çıkmasıyla birlikte pestisidlerin etkinli-
ğ ini arttırmak amacıyla daha yüksek dozların uygulanması ve/veya yeni ırklar için
daha etkili pestisidlerin kullanımı önemli sakıncalar yaratmaktadır.
Özet olarak, örtüaltı tarımında bitki koruma konusunda kar ş ıla ş ılan sorunlar
ş öyle sıralanabilir:
- Yanlı ş ve yüksek dozlarda pestisid uygulama,
- Hastalık ve zararlının yanlı ş te ş hisi ve yanlı ş pestisid kullanımı,
- Çe ş itli pestisidlerin karı ş tırılarak yada yaprak gübreleri ile uygulanması,
- Ard arda aynı pestisidi kullanarak dayanıklılık yaratmak.

Seralarda hastalık ve zararlı çıkı ş ını en aza indirgemek amacıyla seraların ya-pısal
olarak iyile ş tirilmesi, dayanıklı tür ve çe ş it seçimi, rotasyon (seraların
%70’inden fazlasında ard arda aynı türün yeti ş tiricili ğ ine devam edilmektedir),
solarizasyon (bu dezenfeksiyon yöntemi patojenik fungusları, bazı bakterileri,
nematodları, yabancı otları ve zararlıları öldürmekte yada etkinliklerini ve ömürlerini
azaltmaktadır), bitki çevresinde yararlı organizmaları arttıracak bir ekosistemin ya-ratılması
ve “zararlı etmenleri do ğ al dü ş manlarını kullanarak zararsız hale getirme”
prensibine dayanan” biyolojik mücadele kullanılması tavsiye edilir (Lampkin, 1990).
Seralarda rastlanan önemli zararlı türlerine kar ş ı biyolojik sava ş 1986 yılından
beri ülkemizde sürdürülmektedir ve beyazsine ğ e kar ş ı parazitoit Encarsia formosa,
kırmızı örümce ğ e kar ş ı avcı akar Phytoseiulus persimilis ile alınan ba ş arılı sonuçlar
bulunmaktadır (Yolda ş ve ark., 1999). Di ğ er zararlı türleri için de önerilen biyolojik
sava ş etmenleri mevcuttur; ancak seralarımızda denemeye alınmasında yarar var-dır.
Biyolojik sava ş ın etkinli ğ ini arttırmak amacıyla havalandırma pencereleri sık
dokulu perde ile kapatılmalı, cezbedici tuzaklar asılmalı, sera içinde ve dı ş ında ya-bancı
ot temizli ğ i sa ğ lanmalıdır.
4.8. Sera Sebzelerinde Meyve Tutumu
Ülkemiz sera sebze üretiminde ısıtma genelde don zararından korunmak
amacıyla yılın belli günlerinde yapılmaktadır. Sadece yurt dı ş ına üretim yapan birkaç
firma ve jeotermal enerjinin bulundu ğ u yerlerdeki (Simav, Kızıldere, Balçova, Ş anlıurfa
gibi) seralarda düzenli ısıtma yapılmaktadır.
Ço ğ unlukla dü ş ük sıcaklık, gün içersindeki sıcaklık de ğ i ş imleri ve bazı
dönemlerde ı ş ıklanmanın yetersiz olu ş u sonucu canlı çiçek tozu olu ş umu ve
ovaryum geli ş imi olumsuz yönde etkilenmektedir. Ayrıca seraların kapalı bir ortam
olması, dolayısı ile böcek ve hava hareketinin yetersizli ğ i ve oransal nemin yüksek
olması çiçek tozlarının di ş icik tepesi üzerine ta ş ınmasını güçle ş tirmektedir. Sonuç
olarak döllenme eksikli ğ inden dolayı meyve tutumu azalmakta veya pazar de ğ eri
olmayan meyveler olu ş maktadır.
Partenokarp meyve geli ş imini sa ğ layan bitki büyüme maddeleri veya halk
tarafından bilinen adı ile hormonlar; özellikle domates, patlıcan, kabak ve çilek
yeti ş tiricili ğ inde üreticiler tarafından yaygın olarak kullanılmaktadır. Hormon her ne
kadar meyve tutumunu sa ğ lasa da, elde edilen meyvelerin kalitesi dü ş ük ve raf
ömrü kısa olmaktadır. Ayrıca bu maddelerin insan sa ğ lı ğ ına olası riskleri nedeni ile,
pek çok ülkede kullanımına izin verilmemektedir. Sera sebzelerimizde hormon
kullanımı ihracat ş ansını azaltmakta, ayrıca ülkemizde de tüketicilerin sera

700
ürünlerine ş üpheyle yakla ş malarına, hatta bu ürünleri tüketmek istememelerine yol
açmaktadır. Bu nedenle seralarımızda bitki büyüme maddeleri kullanımının acilen
azaltılması, mümkün oldu ğ unda kaldırılması hedeflenmelidir.
Tozla ş maya yardım amacı ile domates, patlıcan, biber ve çilek seralarında
Bombus arılarının kullanımı yaygınla ş tırılmalıdır. Geçti ğ imiz yıl, ülkemizde 2 ş irket
tarafından üreticilere 4500 kovan arı satılmı ş tır. Bu sayı domates üretim alanlarının
ancak % 5’lik dilimine yetebilmektedir. Bunun artı ş ı sa ğ lanmalıdır. Arı kullanımına
devletin sa ğ lamı ş oldu ğ u %30 oranındaki destek önemli bir adımdır. Bombus
arılarının kullanımı ile, istenen verim düzeyine ula ş abilmek için, yeti ş tirilen tür ve
çe ş idin genetik özellikleri dikkate alınarak, sera sıcaklı ğ ı belli bir minimumun altına
dü ş meyecek ş ekilde ısıtma da yapılmalıdır.
4.9. Pazarlama
Son yıllarda seracılık sektörünü etkileyen en önemli sorun pazarlamadır.
Özellikle sebze üreticileri pazarlama alanında örgürtlenememi ş lerdir. İ ç pazara
ürünlerin verilmesi ya merkezlerde bulunan hal aracılı ğ ı ile, ya da tüccarların
örtüaltı merkezlerinden mal toplaması ile yada az olmakla beraber direkt üretici
tarafından tüketiciye ula ş tırılıp, satılması ş eklinde olmaktadır. Dı ş pazara ürün
verilmesi ise genelde merkezleri Antalya’da olan ihracat ş irketlerine mal verilmesi
ş eklinde olmaktadır. Ancak son yıllarda ihracattaki tıkanmalar örtüaltında yeti ş tirilen
sebzelerin çok dü ş ük fiyatlar ile satılmasına neden olmaktadır. Bu nedenle ihracatın
arttırılmasına yönelik önlemler acilen alınmalıdır.
Süs bitkisi üreticileri pazarlama yönünden sebze üreticilerine göre daha iyi
örgütlenmi ş durumdadırlar. 1985 yılından sonra ihracata yönelik üretim yapan
ş irketler kurulmu ş olup bunların büyük bir kısmı Antalya yöresindedir. Bu ş irketlerin
dı ş ında iç piyasaya ürün veren i ş letmelerin tümü iç piyasada önemli pazarlama
kanalı görevini üstlenen çiçekçilik kooperatiflerinin üyesidir ve ürünün hemen
hemen tamamı kooperatifler kanalıyla pazarlanmaktadır. Pazarlamanın belirli
merkezlerde faaliyet gösteren kooperatif mezatlarında açık-eksiltme yöntemiyle
yapılması, fiyat bulma açısından ürünün piyasaya arz edildi ğ i dönem ve kaliteyi ön
plana çıkartmakta ve fiyat olu ş umu tam anlamıyla arz-talep dengesine göre
gerçekle ş mektedir.
İ ç mekan süs bitkileri üreticileri ise aynı zamanda pazarlayıcı olarak da rol oy-namaktadırlar.
Üretimde söz sahibi büyük i ş letmeler ülke genelinde da ğ ıtım orga-nizasyonunu
kurmu ş lardır. Bu organizasyonda en büyük alıcılar çiçek dükkanları
sahipleridir. İ ç mekan süs bitkilerinde üretilen ürünün ço ğ u yurt içinde tüketilmekte,
az bir kısmı ihraç edilmektedir.

5. ÖRTÜALTI YET İŞ T İ R İ C İ L İĞİ NDE YEN İ TEKNOLOJ İ LER : TOPRAKSIZ
TARIM
Günümüzde, pek çok ülkede, seralarda üretimin büyük bir kısmı topraksız
tarım ile gerçekle ş tirilmektedir. Aslında topraksız yeti ş tiricilik 17. Yüzyıldan
günümüze bitki besleme ile ilgili çalı ş malarda kullanılmı ş ve bitki besleme
konusundaki bilgilerimizin ço ğ u su ve kum kültürü denemelerinden elde edilmi ş tir
(Winsor ve Schwarz, 1990). Topraksız tarımın, seralarda ticari anlamda yaygın
kullanımı ise 1970’li yıllara rastlamaktadır. Bunun nedeni ise bu yıllarda ortaya
çıkan enerji krizi sonucu buhar ile toprak dezenfeksiyonunun çok pahalı bir
uygulama haline gelmesidir (Van Winden, 1988). Bu ş ekilde kullanılmaya
ba ş lanılan topraksız tarım günümüze kadar artan bir hızla yaygınla ş mı ş tır, hatta
bazı ülkelerde sera üretimi tamamen topraksız tarım ile yapılmaktadır (Sevgican,
1999b).
Topraksız tarımın geleneksel yeti ş tiricili ğ e göre üstün yanları ş u ş ekilde
özetlenebilir (Winsor ve Schwarz, 1990; Abak ve ark., 1994; Benoit ve
Ceustermans, 1995; Sevgican, 1999b):
-Topra ğ ın bulunmadı ğ ı veya kalitesinin üretim için yeterli olmadı ğ ı yerlerde
yeti ş tiricilik yapılabilir.
-Toprak yorgunlu ğ u ortadan kalkar, aynı yerde arka arkaya aynı ürünler
yeti ş tirilebilir.
-Toprak kaynaklı hastalık ve zararlılar ile yabancı otlar sorun olmaktan çıkar,
toprak dezenfeksiyonuna gerek kalmaz. Ürünlerde dezenfektan kalıntısı sorunu ile
kar ş ıla ş ılmaz.
-Su ve besin maddeleri etkin bir ş ekilde kullanılır, su ve gübre kullanımı azalır.
-Bitkilerin geli ş imi kontrol altında tutulabilir, erkencilik, verim ve kalite
arttırılabilir.
-Otomasyona olanak sa ğ layarak i ş gücü gereksinimi en aza indirilebilir.
-Toprak ve yer altı sularının kirlenmesine engel olur.
Topraksız tarım su ve ortam (substrat) kültürü olmak üzere iki ana gruba
ayrılmaktadır. Durgun veya akan ş ekilde gerçekle ş tirilen su kültüründe bitki kökleri
tamamen veya kısmen besin çözeltisi içinde geli ş mektedir. Su kültürü yöntemleri
arasında, Besleyici Film Tekni ğ i olarak Türkçele ş tirebilece ğ imiz, orijinal adı ile
Nutrient Film Technique (NFT) ticari kullanımı olan bir yeti ş tirme tekni ğ idir. Bu702
sistemde bitkiler, kökleri boyunca ince bir tabaka halinde -birkaç mm derinli ğ inde-
dola ş tırılan besin çözeltisinde yeti ş tirilmektedirler (Gül ve ark., 1988). Ancak
kesintisiz elektrik enerjisi ve besin çözeltisinin sürekli kontrolünü gerektirmesi,
ayrıca yaz aylarında besin çözeltisinin sıcaklı ğ ının a ş ırı yükselmesi nedeniyle
ülkemizde kullanımı güç görünmektedir.
Ülkemizde yapılan çalı ş malar ortam (substrat) kültürünün sera ko ş ullarımıza
uygun oldu ğ unu ortaya koymu ş tur (Tüzel ve Gül, 1999). Ortam kültüründe torf,
tala ş , a ğ aç kabu ğ u, çeltik kavuzu gibi organik; kum, çakıl, perlit, vermikülit, volkan
tüfü, kayayünü ve plastik köpükler gibi inorganik materyaller kullanılabilmektedir
(Sevgican 1999b). Bunlar arasında özellikle perlit ve volkan tüfleri ülkemizde bol
olarak bulunmaktadır, bu ortamlar tek ba ş larına kullanılabilece ğ i gibi torf yada
mantar kompostu atı ğ ı ile karı ş tırılarak da kullanılabilirler. Domates (Tüzel ve ark.,
1999), hıyar (Gül, 1996) ve kavunda (Aydo ğ an ve Gül, 1999) bitki ba ş ına 8 litre
ortam kullanımının yeterli oldu ğ u saptanmı ş tır.
Ortam kültüründe bitkilerin besin maddesi ve su gereksinimleri, geli ş meleri için
gerekli tüm besin elementlerini içeren besin çözeltilerinin damla sulama sistemi ile
verilmesi yolu ile kar ş ılanmaktadır. Besin çözeltisi, kullanılan ortamın özellikleri ve
hacmine ba ğ lı olarak günde bir veya birkaç kez, verilen çözeltinin % 20’si drene
olacak ş ekilde uygulanır. Ortam kültürleri besin çözeltisinin uygulanı ş ına göre açık
ve kapalı sistemler olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Açık sistemde bitki kök
bölgesinden drene olan çözelti atılır, kapalı sistemde ise drene olan çözelti
toplanarak sistemde tekrar dola ş tırılmaktadır. Kapalı sistemler, açık sistemlere
göre, su ve gübre tasarrufu sa ğ ladıkları gibi çevre koruma yönünden de daha
etkindirler. Çünkü açık sistemde, ortamdan drene olan çözelti toprak ve yer altı
sularının kirlenmesine yol açmaktadır. Bu nedenle Avrupa ülkelerinde çevre
kirlili ğ ini azaltmak amacı ile kapalı topraksız yeti ş tiricilik sistemlerinin kullanımı
te ş vik edilmektedir (Gül ve ark., 1998). Açık bir sistem de drene olan çözelti
toplanarak, açıkta yeti ş tirilen bitkilerin su ve gübre gereksinimini kar ş ılamada
kullanılarak kapalı bir sistem ş ekline dönü ş türülebilir.
Türkiye’de topraksız tarım, ara ş tırma bazında, yakla ş ık 10 yıllık bir sürece
dayanmaktadır. Üretici bazında ise sadece 20 hektarlık bir alana yayılabilmi ş tir.
Oysa seralarımızda toprak yorgunlu ğ u, toprak kaynaklı patojenler ve nematodlar
önemli verim kayıplarına yol açmakta, ayrıca toprak dezenfeksiyonu amacı ile
kullanılan kimyasallar insan ve çevre sa ğ lı ğ ını tehdit etti ğ i gibi ihracatta engel
olu ş turmaktadır. Bu nedenle, ülkemiz seralarında topraksız tarımın
yaygınla ş tırılması için gerekenler acilen yapılmalıdır. Ancak bu konuda da
unutulmaması gereken çevreye zararın en aza indirilebildi ğ i kapalı sistemlerin
te ş vik edilmesidir.6. AKDEN İ Z VE EGE BÖLGELER İ DI Ş INDA ÖRTÜALTI YET İŞ T İ R İ C İ L İĞİ
YAPAB İ LME OLANAKLARI
Türkiye’de örtülü alanların bölgelere da ğ ılımı incelendi ğ inde (tablo 1), gerek
sera, gerekse alçak plastik tünellerin Akdeniz sahil ş eridinde yaygınla ş tı ğ ı görülür.
Toplam örtüaltı alanının % 89.6’sına sahip olan Akdeniz Bölgesinden sonra, % 7.5
ile ikinci sırada yer alan Ege Bölgesinde örtülü alanların ço ğ u Akdeniz’e kıyısı olan
Mu ğ la ilinde bulunmaktadır. Mu ğ la’ya ait veriler dü ş üldü ğ ünde, Ege Bölgesindeki
alan toplam örtülü alanın sadece % 2.5’i kadar olmaktadır. Üçüncü sırada yer alan
Karadeniz Bölgesi ise, örtüaltı tarımında alan olarak % 2.1’lik bir paya sahiptir.
İ lkbaharda erkencilik sa ğ lamaya yönelik olarak kullanılan alçak plastik
tünellerin ekolojiye ba ğ ımlı bir geli ş me göstermesi do ğ aldır. Oysa, ş u anda mevcut
ekolojik ko ş ullara ba ğ lı olarak geli ş mi ş bulunan ve genelde ısıtmasız olarak
sürdürülen seracılıkta da ğ ılım ancak, ekonomik bir ısıtma kayna ğ ının kullanımı ile
de ğ i ş ebilir ki, ülkemizde bu, jeotermal kaynakların seracılıkta kullanımı sa ğ lanarak
mümkün olabilir. Bu ba ğ lamda en ş anslı bölge Ege Bölgesi’dir. Ege Bölgesi’nde
mevcut jeotermal kaynaklar kullanılarak ısıtmalı seracılı ğ ın geli ş tirilmesi
hedeflenmelidir. Ayrıca, yeni kurulacak olan seralara, Akdeniz bölgesi seralarında
yo ğ un tarımsal ilaç, kimyasal gübre ve bitki büyüme maddeleri kullanarak
gerçekle ş tirilen üretim ş ekli ve sorunları ta ş ınmamalı, seracılı ğ ın ideal anlamda
yapılmasına çalı ş ılmalıdır. Bu seralarda üretilen ürünler için -üretim planlaması da
yapılabilece ğ inden- iç ve dı ş pazar olanakları da sa ğ lanmalıdır.
Ülkemizde jeotermal kaynaklara dayalı seracılı ğ ın geli ş tirilmesi ba ş ta Ege
Bölgesi olmak üzere, di ğ er tüm bölgelerde seracılı ğ a önemli katkılarda
bulunacaktır. Bu geli ş menin beklenen bir di ğ er yararı da, halihazırda yapılmakta
olan ısıtmasız seracılı ğ a rakip olarak, mevcut sera üretiminde yapılan yanlı ş ların
düzeltilmesine olanak sa ğ laması ş eklinde gerçekle ş ecektir.
Jeotermal sahalar dı ş ında seracılık, Akdeniz kıyı bölgesi haricinde, sadece
mahalli gereksinimleri kar ş ılamak üzere geli ş tirilebilir. Nitekim, son yıllarda
Karadeniz Bölgesi’nde seracılı ğ ın bu anlamda yayıldı ğ ını görmekteyiz; di ğ er
bölgelerde de bu ş ekilde bir geli ş me söz konusudur. Bu seralarda hıyar, marul,
kabak, fasulye, semizotu, maydanoz, taze so ğ an gibi sebze türlerinin yeti ş tiricili ğ i
yapılabilmektedir. Bu üretimlerde, üreticiler ürünlerini do ğ rudan do ğ ruya kendileri
mahalli pazarlarda satmakta yada pazarcılara da ğ ıtarak kar oranını
arttırabilmektedirler.7. SONUÇ
Türkiye’de örtüaltı yeti ş tiricili ğ inin özellikle de seracılı ğ ın mevcut ekolojik
ko ş ullardan olabildi ğ ince yararlanarak oldukça basit yapılar altında
gerçekle ş tirilmesi, önemli verim ve kalite kayıplarına yol açmaktadır. Bu sektörü
daha iyi bir yere getirmek için a ş a ğ ıda de ğ inilen hususların dikkate alınması
gerekmektedir:
-Seraların yapısal özelliklerinin iyile ş tirilmesi: Montaja hazır halde satılan gal-vanize
konstrüksiyon kullanımı ve UV+IR+antifog katkılı polietilen örtü kullanımı
yaygınla ş tırılmalıdır.
-Sera içi iklim ko ş ullarının iyile ş tirilmesi: Özellikle kı ş aylarında meyve kalitesi
ve verimini yükseltmek için ısıtma gerekli hale gelmektedir. Ayrıca sera sıcaklı ğ ını
korumak üzere ısı perdesi, su ş iltesi vb. kullanımı yaygınla ş tırılmalıdır. Ülkemizde
ısıtmalı seracılı ğ ı mümkün kılabilecek önemli bir potansiyel olan jeotermal kaynak-ların
bu amaçla kullanımı sa ğ lanmalıdır. Sera içi sıcaklı ğ ının ve oransal neminin
düzenlenmesinde havalandırma büyük önem ta ş ımaktadır. Özellikle çatı havalan-dırması
gerek plastik, gerekse cam seralarda üretimin ba ş arısını do ğ rudan etkile-mektedir.
Bu nedenle seralarda havalandırma (çatı+yan) oranlarına çok dikkat
edilmelidir.
-Yeti ş tirme tekniklerinin iyile ş tirilmesi: Seralarda tarımın sürdürülebilir hale
gelmesine çalı ş ılmalıdır. Gübreleme toprak ve bitki analizlerine göre yapılmalı,
hastalık ve zararlılara kar ş ı entegre sava ş programları uygulanmalı, sebzelerde
meyve tutumunu sa ğ lamak amacıyla bitki büyüme maddelerinin kullanımı en aza
indirilerek Bombus arılarının kullanımı te ş vik edilmelidir. Toprak dezenfeksiyonunda
kimyasal maddelerin kullanımından kaçınılmalı ve solarizasyon yaygınla ş tırılmalıdır.
Topraksız tarım tekniklerinin kullanımı arttırılmalı, ancak açık sistemlere izin veril-memelidir.
Damla sulama sistemi ile sıvı gübreleme, yeti ş tirilen tür ve toprak özel-likleri
dikkate alınarak yapılmalıdır. Ayrıca seralarda organik üretim te ş vik edilmeli-dir.
Monokültür nedeni ile ortaya çıkan sorunları azaltmak ve karlılı ğ ı arttırmak
üzere seralarda tür çe ş itlendirmesi olanakları ara ş tırılmalıdır.
Kamu kurulu ş ları ve özel sektör ıslah çalı ş malarına özendirilmelidir. Üretimin
yanında tasnif ve ambalajlamaya gereken özen gösterilmeli, en önemlisi de yeti ş ti-rilen
ürünler için pazar olanakları belirlenmeli ve ihracatın arttırılabilmesi için gere-ken
önlemler acilen alınmalıdır.Bütün bu önlemlerin etkili olabilmesi için sera üreticilerinin ve bu sektörü yön-lendiren
ki ş i ve kurulu ş ların e ğ itimleri sa ğ lanmalı; Ziraat Fakülteleri, Tarım ve
Köyi ş leri Bakanlı ğ ı te ş kilatı ile üretici i ş birli ğ i arttırılmalıdır.

Ayten SEVG İ CAN -Yüksel TÜZEL

Ay ş e GÜL -Ra ş it Z. ELTEZ

Comments (0) >> feed
Write comment

You must be logged in to post a comment. Please register if you do not have an account yet.


busy
 
< Önceki   Sonraki >