|
TÜRK İ YE’DE ÖRTÜALTI YET İŞ T İ R İ C İ L İĞİ
Toplam 78 milyon hektar alana sahip olan ülkemizde, tarım alanları toplam alan içinde % 36’lık (27 575 000 ha) bir paya sahiptir. Bunun da, % 68’inde tarla bitkileri, % 13’ünde bahçe bitkileri yeti ş tiricili ğ i yapılırken, % 19’luk bir kısım da na-dasa ayrılmaktadır. Ülkemiz, oldukça de ğ i ş ik ekolojik ş artlara sahip oldu ğ undan, pek çok bahçe bitkileri türünün yeti ş tiricili ğ ine olanak sa ğ lar. Örtüaltı yeti ş tiricili ğ i de bu grup içer-sinde önemli bir yere sahiptir. Örtüaltı yeti ş tiricili ğ i seralar ve alçak plastik tünellerdeki üretimi kapsamaktadır. 1996-1997 yılı itibarıyla toplam örtüaltı alanlarımızın 40 000 hektarın üzerinde oldu- ğ u görülmektedir; bunun % 60.5’i (26 780 ha) alçak plastik tünel, geriye kalan % 39.5’i (17 510 ha) sera alanlarından ibarettir. Ülkemizde örtüaltı yeti ş tiricili ğ i ekolojik ko ş ullara ba ğ ımlı bir geli ş me göstererek, özellikle Akdeniz kıyısında yo ğ unla ş mı ş tır. Bu makalede, ülkemiz örtüaltı tarımının mevcut durumu, beklenen geli ş meler, üretimde kar ş ıla ş ılan sorunlar ve çözüm yolları ile üretimde kullanılabilecek yeni teknolojiler hakkında bilgi verilmektedir. 1. G İ R İŞ Birim alandan yüksek verim alınmasını sa ğ layarak küçük alanların marjinal olarak de ğ erlendirilmesine olanak veren örtüaltı yeti ş tiricili ğ i, aynı zamanda yıl içeri-sinde düzenli bir i ş gücü kullanımı sa ğ laması nedeniyle de ülkemizdeki en önemli tarımsal faaliyetlerden birisi haline gelmi ş tir.680 Örtüaltı tarımı; sera ve alçak plastik tüneller altındaki üretimi kapsamaktadır. Alçak plastik tüneller; bitki sıraları üzerine yakla ş ık 60 cm yarı çaplı ve yarım daire kesitli yerle ş tirilmi ş iskeletlerin üzerinin yumu ş ak plastik örtülerle örtülmesi sonucu elde edilen yapılardır (Sevgican, 1999a). Alçak plastik tünel altında yapılan bitkisel üretimde erkencilik amaçlanır. Seralar ise; iklim ko ş ullarının açıkta bitki yeti ş tirmeye elveri ş li olmadı ğ ı dönemlerde, kültür bitkilerinin ekonomik olarak yeti ş tirilmesini olanaklı kılan, bitkisel üretim için gerekli olan geli ş im etmenlerini sa ğ layabilen, içinde hareket edilebilir yapılardır (Baytorun, 1995; Eltez ve Günay, 1998). Dünya üzerindeki seracı ülkeler 1970’li yıllarda ya ş anan enerji krizinden sonra iki ku ş a ğ a ayrılmı ş lar ve kuzey iklim ku ş a ğ ındaki ülkeler klima kontrollü seralarda üretim yaparken, ülkemizin de içinde bulundu ğ u güney iklim ku ş a ğ ındaki ülkelerde üretim tamamı ile ekolojik ko ş ullara ba ğ ımlı olarak gerçekle ş tirilir hale gelmi ş tir.
2. ÖRTÜALTI TARIMININ GEL İŞİ M İ Türkiye’de örtüaltı yeti ş tiricili ğ i 1940'lı yıllarda Antalya’da kurulan seralar ile ba ş lamı ş tır. 1940-1960 yılları arasında seracılı ğ ın geli ş imi çok yava ş olmu ş ve özellikle Antalya ve İ zmir civarında yayılma göstermi ş tir. Bu yıllardan sonra plasti ğ in örtü materyali olarak kullanılmaya ba ş lanması ile gerek sera, gerekse alçak tünel alanlarında hızlı bir artı ş görülmü ş tür. Sera alanlarında en hızlı artı ş 1975-1985 yılları arasında gerçekle ş mi ş tir; bundan sonraki yıllarda artı ş , devam etmekle bir-likte daha yava ş olmu ş tur. Özellikle 1990 yılına kadar hızlı artı ş gösteren alçak tü-nel alanları ise, tünel altında yeti ş tirilen türlerin bir yıl önceki fiyatlarındaki de ğ i ş im-lere ba ğ lı olarak, dalgalanmalar göstermi ş tir. 1990-1997 yılları arasında toplam sera alanlarındaki artı ş % 64.5 iken, alçak tünellerdeki artı ş % 9 olmu ş tur (ş ekil 1) (Yüce 1990; Anon., 1997; Tüzel ve Eltez, 1997). 1996-1997 yılı verilerine göre Türkiye’de örtüaltı alanı 44 291 hektara ula ş mı ş olup, bunun 26 780 ha'ı (% 60.5) alçak plastik tünel, geriye kalan 17 510 ha'ı (% 39.5) sera alanlarından olu ş maktadır (ş ekil 2) (Anon., 1997). 3. ÖRTÜALTINDA YET İŞ T İ R İ C İ L İĞİ YAPILAN TÜRLER 3.1. Seralarda yeti ş tirilen türler Ş ekil 4. Seralarda ürün da ğ ılımı (%). Sera alanlarımızın % 95'inde sebze (genelde yazlık sebzeler), % 4'ünde süs bitkileri (özellikle kesme çiçek) ve % 1'inde ise meyve türleri (özellikle muz ve çilek) yeti ş tirilmektedir (ş ekil 4) (Tüzel ve Eltez, 1997). 3.1.1. Serada Sebze Üretimi Ülkemiz sera sebze yeti ş tiricili ğ inde % 51 ile domates birinci sırada yer al-makta, bunu % 20.2 ile hıyar, % 17.3 ile biber ve % 8.6 ile patlıcan izlemektedir. Geriye kalan % 2.9'luk alanda da kavun, fasulye, kabak gibi di ğ er sebze türleri yeti ş tirilmektedir (ş ekil 5). Bunların yanında istatistiklere girmemekle beraber çift ürün yeti ş tiricili ğ i yapılan sebze seralarında aradaki bo ş ve so ğ uk dönemi de ğ er-lendirmek için yapılan marul-salata üretimi de önemli bir yer tutmaktadır (Tüzel ve Eltez, 1997). 3.1.2. Süs Bitkileri Üretimi Ülkemiz seralarında süs bitkileri üretimi % 4 gibi çok dü ş ük düzeylerdedir. O nedenle yazımızda sebzecili ğ e geni ş yer ayrılmı ş , di ğ er konular öz bilgiler aktarıla-rak geçilmi ş tir. 3.1.2.2. Kesme çiçek üretimi De ğ i ş ik iklim özelliklerine sahip olan ülkemizde ticari anlamda kesme çiçek üretimi Yalova’da ba ş lamı ş ve daha sonra Ege ve Akdeniz bölgelerine de yayılmı ş -tır. Özellikle 1985 yılından sonra Antalya yöresinden kesme çiçek ihracatının başlaması, kesme çiçek üretim alanı ve miktarında son yıllarda önemli artı ş ların ortaya çıkmasında önemli rol oynamı ş tır.
Ülkemizde kesme çiçek yeti ş tiricili ğ inin %60’a yakın kısmı seralarda yapıl-maktadır. 1993 yılı verilerine göre kesme çiçek üretim alanları Ege, Marmara ve Akdeniz bölgelerinde yo ğ unla ş mı ş tır. Serada kesme çiçek yeti ş tiricili ğ ini iller ba-zında inceledi ğ imizde, İ zmir, Antalya ve Yalova illerinin ilk üç sırayı aldı ğ ı ve bunları Adana, İ çel, Aydın ve Bursa’nın izledi ğ i görülmektedir (tablo 5) (Anon., 1993b). Ülkemiz seralarında yeti ş tirilen kesme çiçek türleri ş ekil 6’da verilmi ş tir. Ş ekil-den de görüldü ğ ü gibi, 1993 yılı verilerine göre, kesme çiçek üretimi yapılan sera alanının % 60.4’ünde karanfil yeti ş tirilmekte ve bunu gül (%12.9) izlemektedir. Gla-yöl % 9.2, krizantem % 6.4’lik oranlara sahiptir. Geriye kalan % 11.1’lik alanda di ğ er kesme çiçeklerin (Gerbera, Gypsophylla, Lisianthus, Lilium, Bouvardia, Alstromeria, Nerine, Anemone ve Asparagus gibi) üretimi yapılmaktadır (Tüzel ve Eltez, 1997).
3.1.2.2. İ ç Mekan (Saksılı) Süs Bitkileri Üretimi İ ç mekan süs bitkileri çiçekçilik sektörü içersinde özellikle son 15 yıldır önemli bir yer tutmaya ba ş lamı ş tır. İ ç mekan süs bitkisi üreten irili ufaklı i ş letmelerin ço ğ u Marmara bölgesinde yo ğ unla ş mı ş tır. Bunda en büyük etken İ stanbul ve Bursa gibi iki büyük pazarın yakınlı ğ ı olmu ş tur. Marmara bölgesini sırasıyla Ege ve Akdeniz bölgelerinin takip etti ğ i görülmektedir. Her üç bölgede de plastik sera varlığının cam seralara göre daha fazla oldu ğ u dikkat çekmektedir Ülkemizde iç mekan süs bitkileri yeti ş tiricili ğ i yapan i ş letmelerin faaliyetleri üç grup halinde toplanmaktadır (Anon., 1993b): - Üretim materyalini kendi üretip, satı ş boyuna kadar büyütüp, pazar-layanlar, - Üretim materyalini ithal edip satı ş boyuna kadar büyütüp, pazarla-yanlar, - Satı ş boyunda bitki ithal edip, kısa bir sürede pazarlayanlar. Genelde i ş letmelerin büyük ço ğ unlu ğ unun üretim materyallerini yurt dı ş ından getirip satı ş boyuna kadar büyütmeyi tercih ettikleri görülmektedir. Kendi üretim materyallerini üretenler ise çok sınırlı sayıdadır. Ülkemizde en fazla üretimi ve satı ş ı yapılan türler tablo 4’ de verilmi ş tir 3.1.3. Meyve Üretimi Ülkemizde örtüaltında üretilen en önemli meyveler muz ve çilektir. Muz üretimi sınırlı bir plantasyonda sadece Akdeniz kıyılarında yapılmaktadır. 3.2. Alçak Plastik Tünellerde Yeti ş tirilen Türler Alçak plastik tünel alanlarının % 68.5’inde karpuz yeti ş tirilmekte, bu türü kabak (% 12.6) ve patlıcan (% 6.1) izlemektedir. Di ğ er yeti ş tirilen önemli sebzeler ise hı-yar, domates, kavun ve biberdir (Tüzel ve Eltez, 1997). Ş ekil 7’de alçak plastik tü-nellerde üretilen sebzelerin ekili ş alanlarına göre da ğ ılımı görülmektedir. 689 3.1.3. Meyve Üretimi Ülkemizde örtüaltında üretilen en önemli meyveler muz ve çilektir. Muz üretimi sınırlı bir plantasyonda sadece Akdeniz kıyılarında yapılmaktadır. 3.2. Alçak Plastik Tünellerde Yeti ş tirilen Türler Alçak plastik tünel alanlarının % 68.5’inde karpuz yeti ş tirilmekte, bu türü kabak (% 12.6) ve patlıcan (% 6.1) izlemektedir. Di ğ er yeti ş tirilen önemli sebzeler ise hı-yar, domates, kavun ve biberdir (Tüzel ve Eltez, 1997). Ş ekil 7’de alçak plastik tü-nellerde üretilen sebzelerin ekili ş alanlarına göre da ğ ılımı görülmektedir.
4. ÖRTÜALTI YET İŞ T İ R İ C İ L İĞİ NDE KAR Ş ILA Ş ILAN SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNER İ LER İ 4.1. Seraların Yapısal Özellikleri 4.1.1. İş letme Büyüklü ğ ü Ülkemiz seralarına i ş letme yapısı ve sera büyüklü ğ ü yönünden bakıldı ğ ında; genelde seraların aile i ş letmeleri ş eklinde ve küçük alanlara sahip oldukları görülür. İş letmelerin küçük ölçekli olu ş u teknoloji kullanımını sınırlamakta, i ş letme bün-yesinde tarım e ğ itimi almı ş bir ki ş inin istihdamı mümkün olmamakta ve sonuçta babadan veya kom ş udan ö ğ renilen ş ekilde seracılı ğ a devam edilmektedir. 4.1.2. Konstrüksiyon ve örtü malzemesi Sera konstrüksiyon (yapı) malzemesi olarak ülkemizde ah ş ap, demir ve galva-nize demir kullanılmaktadır. Plastik örtülü seralarda 1980’li yıllara kadar oldukça yaygın olan ah ş ap iskelet, dayanıksız olması ve örtü malzemesini tutturmak için kullanılan çivilerin örtü malzemesini yırtması nedeniyle, kullanımı gittikçe azalmak-tadır. Günümüzde artık plastik ve cam örtülü seralarda, demir ve galvanize edilmi ş demir profiller kullanılmaktadır (Tüzel ve Eltez, 1997).
Akdeniz bölgesindeki di ğ er ülkelerde oldu ğ u gibi, örtü malzemesi olarak örtü olarak da en yaygın kullanılan materyal, ucuzlu ğ u nedeniyle, polietilen (PE)dir. Son yıllarda piyasada bulunan UV, IR ve antifog katkılı plastik örtüler, uzun ömürlü olmaları nedeniyle, üreticiler tarafından daha tercih edilir olmu ş tur. Örtü materyalini konstrüksiyona tutturmak için eskiden cam seralarda macun, plastik seralarda çivi kullanılırken, günümüzde sert veya yumu ş ak plastikten klips kullanımına geçilmi ş tir. Ülkemiz seralarında özellikle çatı havalandırması istenilen düzeylerde de ğ ildir. İ yi bir sera havalandırması için çatı havalandırmasının sera taban alanın % 20’si kadar büyüklükte olması istenirken ülkemiz seralarında bu oran % 1-4 arasında de ğ i ş mektedir (Sevgican, 1999a). Ço ğ u plastik örtülü olan seralarda çatı havalan-dırması hiç olmadı ğ ından yükselen nem ve sıcaklı ğ ı kontrol etmek oldukça zordur. Yeti ş tiriciler ancak yan havalandırma yapmak suretiyle nem ve sıcaklı ğ ı kontrol etmeye çalı ş maktadırlar ki, bu da yetersiz kalmaktadır. Ülkemizde son yıllara kadar sera yapımı konusunda hizmet veren kurulu ş lar yoktu ve üreticiler ya kendileri yada yörelerindeki ustalarla seralarını kurmaktaydı-lar. Özellikle havalandırma açıkları yetersiz bırakılmaktaydı. Ayrıca fazla ta ş ıyıcı konstrüksiyon malzemesi kullanılması sera içine giren ı ş ık miktarını azaltmakta, kullanılan dikmeler mekanizasyonu kısıtlamaktaydı. Günümüzde, seralarımızda yapısal sorunların tamamiyle çözüldü ğ ünü söylemek mümkün de ğ ilse de, bu ko-nuda hizmet veren kurulu ş ların bulunması ve modern sera tesislerine rastlanabil-mesi sevindiricidir. Montaja hazır halde satılan galvanize konstrüksiyon malzemele-rinin kullanımı ile seraların kurulması te ş vik edilerek ülkemiz seraları daha modern bir görünüme kavu ş turulabilir. 4.2. Isıtma Ülkemizde örtüaltı üretimi, mevcut iklim ko ş ullarından olabildi ğ ince yararlana-rak, en alt düzeyde masraf ile yapılmaya çalı ş ılmaktadır. Bu yüzden iç mekan süs bitkileri seraları haricindeki di ğ er seralarda ısıtma genelde don zararından korun-mak amacıyla yapılmaktadır. Bunun sonucunda gerek verim, gerekse kalite dü ş -mekte ve hastalıkları kontrol etmek güçle ş mektedir. Sebze üreticileri, ısıtma masraflarını en aza indirmek amacıyla tek ürün yeti ş ti-ricili ğ i (Eylül – Haziran) yerine çift ürün yeti ş tiricili ğ ini (sonbahar: Temmuz – Ocak; ilkbahar: Aralık – Temmuz) tercih etmektedir. Tek ürün yeti ş tiricili ğ inde ısıtma sa-dece don zararından korunmak amacıyla yapılmakta, meyve tutumu özellikle do-mates ve patlıcan gibi sebze türlerinde bitki büyüme maddelerinin kullanımı ile sa ğ lanmaktadır. Kısa dönem yeti ş tiriciliklerinde ise pazarda ürün fiyatlarının yüksek oldu ğ u dönemde ürün bo ş lu ğ u olmaktadır. Üretimde planlamanın yapılamaması, üreticinin kar ş ı kar ş ıya kaldı ğ ı fiyat dalgalanmaları, dü ş ük verim ve meyve kalitesi üretimde kar ş ıla ş ılan en önemli çıkmazlardandır. Girdilerin yüksek oldu ğ u seracı-lıkta ihracat hedeflendi ğ i takdirde bu sorunları a ş mak daha kolay olacaktır. Bunun ise ilk ko ş ulu meyve kalitesinin yükseltilmesi ve üretim planlamasının yapılabilmesi-dir. Buda ancak, seralarda yeti ş tirilen türe göre belli bir dereceye kadar ısıtma ya-pılması ile sa ğ lanabilir. Günümüzde seralarımızda don tehlikesine kar ş ı yaygın bir ş ekilde kullanılan çatı ya ğ murlamasının yanında ısı perdesi ve su ş iltesi gibi di ğ er ısı koruma yön-temlerinin de yaygınla ş masında büyük yarar vardır. Bu tekniklerin kombinasyonları da oldukça iyi sonuç vermektedir. Örne ğ in su ş iltesi ve ısı perdesinin birlikte kulla-nımının sıcaklı ğ ı 4-7°C arttırdı ğ ı bildirilmektedir (Tekinel ve Baytorun, 1990; Tüzel ve Eltez, 1997). Yeti ş tiriciler ancak yan havalandırma yapmak suretiyle nem ve sıcaklı ğ ı kontrol etmeye çalı ş maktadırlar ki, bu da yetersiz kalmaktadır. Ülkemizde son yıllara kadar sera yapımı konusunda hizmet veren kurulu ş lar yoktu ve üreticiler ya kendileri yada yörelerindeki ustalarla seralarını kurmaktaydı-lar. Özellikle havalandırma açıkları yetersiz bırakılmaktaydı. Ayrıca fazla ta ş ıyıcı konstrüksiyon malzemesi kullanılması sera içine giren ı ş ık miktarını azaltmakta, kullanılan dikmeler mekanizasyonu kısıtlamaktaydı. Günümüzde, seralarımızda yapısal sorunların tamamiyle çözüldü ğ ünü söylemek mümkün de ğ ilse de, bu ko-nuda hizmet veren kurulu ş ların bulunması ve modern sera tesislerine rastlanabil-mesi sevindiricidir. Montaja hazır halde satılan galvanize konstrüksiyon malzemele-rinin kullanımı ile seraların kurulması te ş vik edilerek ülkemiz seraları daha modern bir görünüme kavu ş turulabilir. 4.2. Isıtma Ülkemizde örtüaltı üretimi, mevcut iklim ko ş ullarından olabildi ğ ince yararlana-rak, en alt düzeyde masraf ile yapılmaya çalı ş ılmaktadır. Bu yüzden iç mekan süs bitkileri seraları haricindeki di ğ er seralarda ısıtma genelde don zararından korun-mak amacıyla yapılmaktadır. Bunun sonucunda gerek verim, gerekse kalite dü ş -mekte ve hastalıkları kontrol etmek güçle ş mektedir. Sebze üreticileri, ısıtma masraflarını en aza indirmek amacıyla tek ürün yeti ş ti-ricili ğ i (Eylül – Haziran) yerine çift ürün yeti ş tiricili ğ ini (sonbahar: Temmuz – Ocak; ilkbahar: Aralık – Temmuz) tercih etmektedir. Tek ürün yeti ş tiricili ğ inde ısıtma sa-dece don zararından korunmak amacıyla yapılmakta, meyve tutumu özellikle do-mates ve patlıcan gibi sebze türlerinde bitki büyüme maddelerinin kullanımı ile sa ğ lanmaktadır. Kısa dönem yeti ş tiriciliklerinde ise pazarda ürün fiyatlarının yüksek oldu ğ u dönemde ürün bo ş lu ğ u olmaktadır. Üretimde planlamanın yapılamaması, üreticinin kar ş ı kar ş ıya kaldı ğ ı fiyat dalgalanmaları, dü ş ük verim ve meyve kalitesi üretimde kar ş ıla ş ılan en önemli çıkmazlardandır. Girdilerin yüksek oldu ğ u seracı-lıkta ihracat hedeflendi ğ i takdirde bu sorunları a ş mak daha kolay olacaktır. Bunun ise ilk ko ş ulu meyve kalitesinin yükseltilmesi ve üretim planlamasının yapılabilmesi-dir. Buda ancak, seralarda yeti ş tirilen türe göre belli bir dereceye kadar ısıtma ya-pılması ile sa ğ lanabilir. Günümüzde seralarımızda don tehlikesine kar ş ı yaygın bir ş ekilde kullanılan çatı ya ğ murlamasının yanında ısı perdesi ve su ş iltesi gibi di ğ er ısı koruma yön-temlerinin de yaygınla ş masında büyük yarar vardır. Bu tekniklerin kombinasyonları da oldukça iyi sonuç vermektedir. Örne ğ in su ş iltesi ve ısı perdesinin birlikte kulla-nımının sıcaklı ğ ı 4-7°C arttırdı ğ ı bildirilmektedir (Tekinel ve Baytorun, 1990; Tüzel ve Eltez, 1997). Seralarımızda yerli F1 hibrit tohumların kullanımının arttırılmasına da ihtiyaç vardır. Son yıllarda Narenciye ve Seracılık Ara ş tırma Enstitüsü tarafından ıslah edilen F1 hibrit domates, biber, patlıcan, hıyar ve kavun çe ş itlerinden bazıları tescil edilmi ş ve bunların arasından bazı çe ş itlerin tohum üretim ve satı ş izni özel firma-lara verilmi ş tir. Bu sevindirici bir durum olmakla birlikte seralarımızda yerli tohum kullanımında henüz kayda de ğ er bir geli ş me olmamı ş tır. Yerli tohum kullanımının arttırılabilmesi için üretim yapan özel firmalar desteklenmeli, ayrıca kamu kurulu ş la-rında ve Üniversitelerde ıslah çalı ş maları özendirilmelidir. Türkiye’de sebze fidesi üreten firmalar son yıllarda hızlı bir ş ekilde artmı ş tır. Sayıları 12’ yi bulan bu firmalar, 20 ha üretim alanında yılda yakla ş ık 500 milyon fide üretmektedirler, ki bu da ülkemiz sera sebzecili ğ i için oldukça önemli bir ge-li ş medir. Çünkü üreticilerin fide üretimi için gerekli ko ş ulları sa ğ lamaları oldukça zordur. Üretici ko ş ullarında gerçekle ş tirilen fide üretiminde, ilkbahar döneminde dü ş ük ı ş ık ve dü ş ük sıcaklık, sonbahar döneminde ise yüksek sıcaklık ve özel-likle de virus hastalıklarının ta ş ınımına neden olan beyaz sinek vb. zararlı populasyonunun yüksek olu ş u önemli zararlara yol açmaktadır. Hazır fide firma-larının devreye girmesi bu sorunları ortadan kaldırmı ş tır. 4.3.2. Süs bitkileri Sebze de oldu ğ u gibi süs bitkilerinde de üretim materyali bakımından dı ş a ba- ğ ımlılık söz konusudur. Ülkemizde iç piyasaya yönelik çalı ş an küçük üreticiler, ka-ranfil ve kasımpatında kendi materyalini yeti ş tirdi ğ i bitkilerden temin etmektedir. İ hracata yönelik kesme çiçek yeti ş tiricili ğ i yapan kurulu ş lar ise üretim materyallerini her yıl ithal etmektedirler. Lilium ve glayöl gibi so ğ anlı süs bitkilerinde ise üretim materyali temininde tamamıyla dı ş a ba ğ ımlılık sürmektedir (Anon., 1993b). Üretim materyalinde dı ş a ba ğ ımlılı ğ ı azaltmak için bu konuda çalı ş mak isteyen firma veya ki ş iler gerekli alt yapıyı olu ş turmak üzere desteklenmelidir. 694 4.4. Toprak Seralarımızda üretim halen geleneksel ş ekilde toprakta yapılmaktadır. Ancak seralarda uygulanan monokültür ve toprakların örtü altında olması a ş a ğ ıda özetle-nen sorunları beraberinde getirmektedir: -toprak yorgunlu ğ u, -toprak kaynaklı hastalıklar, -nematodlar, -toprakta tuz seviyesinin yükselmesi, -sürme tabanı denilen geçirimsiz tabakanın olu ş ması. Bu sorunları çözmeye yönelik olarak sera topra ğ ı yaz aylarında göllendirme sulamalar yapılarak yıkanmalı ve sürme tabanı olu ş mu ş ise kırılmalıdır. Ayrıca yıkama ile olu ş an suların topraktan uzakla ş masını sa ğ lamak ve daha da önemlisi kı ş aylarında seraya ya ğ mur sularının giri ş ini engellemek için sera drenajına gereken önem verilmelidir. Sera topraklarında organik madde içeri ğ inin % 10 olması idealdir, seracılık bölgelerinde kaliteli organik gübre bulmak zor olmakla birlikte sera topra ğ ında orga-nik madde oranının % 5’in altına dü ş memesine dikkat edilmelidir. Ülkemiz serala-rında ye ş il gübrelemeye de gereken önem verilmemektedir. Seraların bo ş oldu ğ u dönemde mısır bitkisi yeti ş tirilerek ye ş il gübreleme yapılması, topra ğ ın organik madde içeri ğ ini yükseltece ğ i gibi fiziksel yapısının da düzeltilmesine yardımcı ola-caktır (Sevgican, 1999a) . Bu konuda üreticilerin bilgilendirilmesi gerekmektedir, nitekim önemli bir sera merkezi olan Fethiye’nin Kumluova köyünde 1989-90 yılında yapılan bir anket, üreticilerin % 42.5’inin yaz aylarında seralarında mısır yeti ş tirdik-lerini, fakat püsküllenme a ş amasına gelen bitkileri keserek topra ğ a karı ş tıracakları yerde hayvanlara yedirdiklerini ortaya koymu ş tur (Yolta ş ve ark., 1990). Sera topraklarının -bitki ömrü uzun ve verimi yüksek oldu ğ undan- gübre ihti-yaçları fazladır. Ancak üreticilerin bitkilerin iste ğ inin çok üstünde gübreleme yap-tıkları görülmektedir. Gere ğ inden fazla gübre kullanımı, özellikle nitrat ve fosfor kullanımı, yer altı ve üstü sularının kirlenmesine yol açmaktadır. Bu nedenle, seralarda gübrelemenin toprak ve bitki analizlerine dayalı yapılması sa ğ lanmalı-dır. Yukarıda da belirtildi ğ i gibi seracılıkta toprakla ilgili en önemli sorun toprak kaynaklı hastalıklar ve nematodlardır. Bu nedenle, seracılıkta toprak dezenfeksiyonu zorunlu bir uygulama haline gelmektedir. Toprak dezenfeksiyonu buhar ile veya kimyasal yolla yapılabilir. Buhar ile toprak dezenfeksiyonunun özel düzenler gerektirmesi ve pahalı olması, ülkemiz seralarında kimyasal dezenfeksiyonun yaygınla ş masına neden olmu ş tur. Bu amaçla, bu yıla kadar en yaygın olarak metilbromit kullanılmı ş tır. Oysa metilbromit kullanımıyla toprakta, yer altı sularında ve yeti ş tirilen ürünlerde Br birikimi olu ş ması, ayrıca metilbromitin ozon tabakasına zararı nedeni ile pek çok ülkede bu kimyasalın kullanımı yasak-lanmı ş olup 2010 yılında tüm dünyada kullanımına izin verilmeyece ğ i bilinmektedir. Ayrıca dezenfeksiyonda kullanılan di ğ er kimyasalların da insan ve çevre sa ğ lı ğ ına olumsuz etkilerinin olmadı ğ ını söylemek mümkün de ğ ildir. Bu nedenle seracılık yapan ülkelerin hedefi toprak dezenfeksiyonunda kullanılan pestisit miktarını azalt-maktır. Örne ğ in Hollanda hükümeti 2000 yılına kadar, seralarda pestisit kullanımını % 50, toprak dezenfeksiyonu amaçlı pestisit kullanımını ise % 75 oranlarında azaltmayı hedeflemektedir (Van Os ve ark., 1991). Ülkemiz seralarında, bu amaçla solarizasyon yaygınla ş tırılmalıdır. Gerekti ğ i durumda solarizasyon kimyasal dezenfeksiyon ile birle ş tirilerek kullanılacak kimyasal miktarı oldukça azaltılabilir. Örne ğ in metilbromit uygulaması solarizasyon ile birlikte uygulandı ğ ında m 2 ’ye 15 gram metilbromit yeterli olmaktadır. Toprak kaynaklı bu sorunların kesin çözümü için ülkemiz seralarında topraksız tarımın yaygınla ş tırılması hedeflenmelidir. İ hracata yönelik yeti ş tiricilikte, özellikle toprak dezenfeksiyonunun kimyasal yolla yapılması engelleyici bir rol oynamaktadır. Dünyanın pek çok ülkesinde, seralarda topraksız yeti ş tiricili ğ in yaygınla ş masının altında yatan neden de budur. 4.5. Sulama Serada bitki yeti ş tiricili ğ inde bitki geli ş imi için gerekli su, açık alandaki yeti ş tiri-cilikten farklı olarak yalnızca sulama ile kar ş ılanmaktadır. Bu durum, küçük bir alanda yüksek verimin sa ğ lanmasını amaçlayan ve yüksek yatırımlarla gerçekle ş ti-rilen seralarda sulama uygulamalarının önemini daha da arttırmaktadır. Serada yapılan üretimlerde suyun bitkilere uygulanmasını sa ğ layan pekçok yöntem kullanılmaktadır. Bunlar, günümüzde giderek terkedilen yüzey sulama yön-temlerinin yanısıra, geli ş en teknolojinin sa ğ ladı ğ ı çe ş itlili ğ e uygun olarak artan uy-gulama alanı bulan ve bitki üretim tekniklerine ba ğ lı olarak de ğ i ş ime u ğ ramı ş , bili-nen modern sulama yöntemleridir. Üretici ko ş ullarında, günümüzde en yaygın ola-rak kullanılan yöntem -pekçok üstün yönleri nedeniyle- damla sulamadır. Damla sulama sistem unsurlarının gerek ülkemizde üretilmesi, gerekse ithal edilmesi yay-gınla ş ma hızını arttırmı ş tır. Di ğ er taraftan, bitkisel üretim girdilerinin etkinli ğ ini arttıran ve bu biçimi ile ça ğ da ş tarımda yüksek verimlili ğ in ayrılmaz parçası olan sulamaya, bitkisel üretim 696 için kök bölgesinde eksik olan suyun en uygun düzeyde tutulması açısından da bakılmaktadır. Bu nedenle, bitkide verim ve kalite dü ş üklü ğ üne sebep olabilecek bir su stresini önlemek amacıyla, bitkiye geli ş me süreci içinde gereksinim duyulan su-lama suyunu gereken miktar ve zamanlarda uygulamak gerekir ki, bu da varolan ko ş ullara göre etkili bir sulama programının yürütülmesi ile olasıdır. Günümüzde sulamanın programlanmasına yönelik olarak, topra ğ a, bitkiye ve iklime dayalı izleme tekniklerini kullanan birçok yöntem geli ş tirilmi ş olmasına kar ş ın, ülkemiz seralarının büyük bir bölümünde arzu edilen düzeyde bilimsel yöntemler kullanılmamaktadır. Üreticiler sulamayı genellikle bitki veya topra ğ ın durumunu görsel olarak inceleyerek programlamaktadırlar. Bu durum ise su, gübre ve enerji-nin etkin kullanılmamasının yanısıra, çevre kirlenmesi, taban suyunun yükselmesi ve drenaj sorunlarının artmasına yol açmaktadır. Ayrıca, sulama suyu kalitesi, top-rakların fiziksel ve kimyasal özellikleri ile verimlilik durumunun bilimsel düzeyde belirlenmemesi verim ve kalite azalması ile sonuçlanabilmektedir. 4.6. Hastalık ve Zararlılar Üretim oldukça basit yapılar altında yapıldı ğ ından, uygun olmayan sera içi iklim ko ş ulları – özellikle dü ş ük sıcaklık ve yüksek nisbi nem – özellikle plastik sera ve tünellerde önemli kayıplara neden olan fungal ve bakteriyel hastalıkların ortaya çıkı ş ını hızlandırmaktadır. Toprak kaynaklı pek çok patojen, seralarda yeti ş tirilen bitkilerde hastalıklara yol açmakta, ço ğ unlukla da kontrol altına alınmaları güç oldu ğ undan, önemli zarar-lara neden olmaktadır. Bakteriyel ve fungal kaynaklı bazı hastalık etmenleri de, bitkilerin iletim sistemine yerle ş erek onların solmalarına ve hatta ölümlerine yol açabilmektedir. Sera bitkilerinin do ğ rudan toprak üstü organlarında da zararlara yol açan hastalıklara yaygın olarak rastlanmaktadır. Seralarda yeti ş tirilen bitkilerde virüs hastalıkları ayrı bir öneme sahip bulunmaktadır. Etkin bir kontrol yönteminin olmayı ş ı ve çok kolay yayılma yollarına sahip olmaları nedeniyle viruslar -özellikle sonbahar döneminde yapılan üretimlerde- ürün kayıplarını ekonomik düzeyin üze-rine çıkarabilmektedir (Yıldız ve ark., 1990). Seralarımızda en sık rastlanan ve önemli ekonomik kayıplara yol açabilen ba ş lıca zararlılar ise beyazsinekler (Trialeurodes vaporariorum, Bemicia tabaci), kırmızı örümcekler (Tetranychus urticae, T. cinnabarinus), yaprakbitleri (Macrosiphum euphorbiae, Myzus persicae, Aphis gossypii), yaprak galeri sinekleri (Liriomyza spp.) ve domates pas akarı (Aculops lycopersici)dır. Hastalık ve zararlılarla mücadelede en yaygın olarak izlenen yol ise kimyasal sava ş ımdır. Nitekim, önemli bazı sera merkezlerimizde solanacea familyası sebzelerinin yeti ş tirildi ğ i seralarda 1991 yılında yapılan anket çalı ş masında üreticilerimizin çok büyük bir ço ğ unlu ğ unun sadece kimyasal sava ş ımı benimsedikleri görülmü ş tür 1996 yılı itibariyle toplam pestisit tüketimimiz 13 797 ton, birim alana dü ş en et-kili madde tüketimi 736 g/ha olup, toplam tüketimimizin 1979 ve1996 yılları arasında %65 oranında arttı ğ ı görülmektedir 2147.1 1977.2 2871.1 315.6 322.2 530.7 1076.6 2.1 2.5 3.2 2611.9 2201.4 2951.1 3495.0 3902.5 3643.9 Toplam 8395.6 12112.0 , 10871.4 13797.0 Hernekadar toplam tüketimimiz geli ş mi ş ülkelere göre çok dü ş ük düzeylerde kalıyorsa da, seralarımızda kullanılan pestisid miktarının seviyesi ne yazık ki çok yüksektir. Seralarda dekara kullanılan pestisid miktarının 10 kg dolaylarında oldu ğ u bildirilmektedir (Anon., 1988). Yine 1992 yılı itibarıyla toplam pestisid tüketimimizin 2/3’lük bölümünün Akdeniz ve Ege Bölgelerinde gerçekle ş mesi de örtüaltı tarımın-daki yo ğ un ilaç kullanımının bir di ğ er göstergesidir. 698 Seralarda kullanılan bazı kimyasallar çevre açısından önemli tehlikeler ta ş ı-maktadır. Tablo 10 risk ta ş ıyan bazı kimyasalların 1996 yılındaki tüketim de ğ erlerini vermektedir 1 614 444 617 511 855 462 779 073 3 866 490 28.02 Kullanılan pestisitlerin doz ayarının da hassas bir ş ekilde yapıldı ğ ını söylemek yanlı ş olur. Nitekim yapılan bir anket çalı ş masında, üreticilerin Fethiye’de % 5, An-talya’da % 21 ve İ çel’de % 38’inin pestisid dozlarının ayarlarını göz kararıyla yada bardakla yaptıkları bildirilmektedir (Delen ve Özbek, 1992). Uygulanmalarından itibaren de ğ i ş ik kimyasallara parçalanan pestisidlerin par-çalanma ürünlerinin bazıları daha toksik ve kalıcı olabilmektedir. Buna verilebilecek en güzel örneklerden birisi de, ülkemizde dezenfektan olarak yaygın bir ş ekilde kullanılan metil bromittir. Oysa pekçok ülkede yasaklanmı ş yada kullanımı kısıtlan-mı ş tır. Bilinçsiz ve yo ğ un pestisid kullanımının yol açtı ğ ı di ğ er önemli bir husus da dayanıklılık sorunudur. Dayanıklılı ğ ın ortaya çıkmasıyla birlikte pestisidlerin etkinli- ğ ini arttırmak amacıyla daha yüksek dozların uygulanması ve/veya yeni ırklar için daha etkili pestisidlerin kullanımı önemli sakıncalar yaratmaktadır. Özet olarak, örtüaltı tarımında bitki koruma konusunda kar ş ıla ş ılan sorunlar ş öyle sıralanabilir: - Yanlı ş ve yüksek dozlarda pestisid uygulama, - Hastalık ve zararlının yanlı ş te ş hisi ve yanlı ş pestisid kullanımı, - Çe ş itli pestisidlerin karı ş tırılarak yada yaprak gübreleri ile uygulanması, - Ard arda aynı pestisidi kullanarak dayanıklılık yaratmak. Seralarda hastalık ve zararlı çıkı ş ını en aza indirgemek amacıyla seraların ya-pısal olarak iyile ş tirilmesi, dayanıklı tür ve çe ş it seçimi, rotasyon (seraların %70’inden fazlasında ard arda aynı türün yeti ş tiricili ğ ine devam edilmektedir), solarizasyon (bu dezenfeksiyon yöntemi patojenik fungusları, bazı bakterileri, nematodları, yabancı otları ve zararlıları öldürmekte yada etkinliklerini ve ömürlerini azaltmaktadır), bitki çevresinde yararlı organizmaları arttıracak bir ekosistemin ya-ratılması ve “zararlı etmenleri do ğ al dü ş manlarını kullanarak zararsız hale getirme” prensibine dayanan” biyolojik mücadele kullanılması tavsiye edilir (Lampkin, 1990). Seralarda rastlanan önemli zararlı türlerine kar ş ı biyolojik sava ş 1986 yılından beri ülkemizde sürdürülmektedir ve beyazsine ğ e kar ş ı parazitoit Encarsia formosa, kırmızı örümce ğ e kar ş ı avcı akar Phytoseiulus persimilis ile alınan ba ş arılı sonuçlar bulunmaktadır (Yolda ş ve ark., 1999). Di ğ er zararlı türleri için de önerilen biyolojik sava ş etmenleri mevcuttur; ancak seralarımızda denemeye alınmasında yarar var-dır. Biyolojik sava ş ın etkinli ğ ini arttırmak amacıyla havalandırma pencereleri sık dokulu perde ile kapatılmalı, cezbedici tuzaklar asılmalı, sera içinde ve dı ş ında ya-bancı ot temizli ğ i sa ğ lanmalıdır. 4.8. Sera Sebzelerinde Meyve Tutumu Ülkemiz sera sebze üretiminde ısıtma genelde don zararından korunmak amacıyla yılın belli günlerinde yapılmaktadır. Sadece yurt dı ş ına üretim yapan birkaç firma ve jeotermal enerjinin bulundu ğ u yerlerdeki (Simav, Kızıldere, Balçova, Ş anlıurfa gibi) seralarda düzenli ısıtma yapılmaktadır. Ço ğ unlukla dü ş ük sıcaklık, gün içersindeki sıcaklık de ğ i ş imleri ve bazı dönemlerde ı ş ıklanmanın yetersiz olu ş u sonucu canlı çiçek tozu olu ş umu ve ovaryum geli ş imi olumsuz yönde etkilenmektedir. Ayrıca seraların kapalı bir ortam olması, dolayısı ile böcek ve hava hareketinin yetersizli ğ i ve oransal nemin yüksek olması çiçek tozlarının di ş icik tepesi üzerine ta ş ınmasını güçle ş tirmektedir. Sonuç olarak döllenme eksikli ğ inden dolayı meyve tutumu azalmakta veya pazar de ğ eri olmayan meyveler olu ş maktadır. Partenokarp meyve geli ş imini sa ğ layan bitki büyüme maddeleri veya halk tarafından bilinen adı ile hormonlar; özellikle domates, patlıcan, kabak ve çilek yeti ş tiricili ğ inde üreticiler tarafından yaygın olarak kullanılmaktadır. Hormon her ne kadar meyve tutumunu sa ğ lasa da, elde edilen meyvelerin kalitesi dü ş ük ve raf ömrü kısa olmaktadır. Ayrıca bu maddelerin insan sa ğ lı ğ ına olası riskleri nedeni ile, pek çok ülkede kullanımına izin verilmemektedir. Sera sebzelerimizde hormon kullanımı ihracat ş ansını azaltmakta, ayrıca ülkemizde de tüketicilerin sera 700 ürünlerine ş üpheyle yakla ş malarına, hatta bu ürünleri tüketmek istememelerine yol açmaktadır. Bu nedenle seralarımızda bitki büyüme maddeleri kullanımının acilen azaltılması, mümkün oldu ğ unda kaldırılması hedeflenmelidir. Tozla ş maya yardım amacı ile domates, patlıcan, biber ve çilek seralarında Bombus arılarının kullanımı yaygınla ş tırılmalıdır. Geçti ğ imiz yıl, ülkemizde 2 ş irket tarafından üreticilere 4500 kovan arı satılmı ş tır. Bu sayı domates üretim alanlarının ancak % 5’lik dilimine yetebilmektedir. Bunun artı ş ı sa ğ lanmalıdır. Arı kullanımına devletin sa ğ lamı ş oldu ğ u %30 oranındaki destek önemli bir adımdır. Bombus arılarının kullanımı ile, istenen verim düzeyine ula ş abilmek için, yeti ş tirilen tür ve çe ş idin genetik özellikleri dikkate alınarak, sera sıcaklı ğ ı belli bir minimumun altına dü ş meyecek ş ekilde ısıtma da yapılmalıdır. 4.9. Pazarlama Son yıllarda seracılık sektörünü etkileyen en önemli sorun pazarlamadır. Özellikle sebze üreticileri pazarlama alanında örgürtlenememi ş lerdir. İ ç pazara ürünlerin verilmesi ya merkezlerde bulunan hal aracılı ğ ı ile, ya da tüccarların örtüaltı merkezlerinden mal toplaması ile yada az olmakla beraber direkt üretici tarafından tüketiciye ula ş tırılıp, satılması ş eklinde olmaktadır. Dı ş pazara ürün verilmesi ise genelde merkezleri Antalya’da olan ihracat ş irketlerine mal verilmesi ş eklinde olmaktadır. Ancak son yıllarda ihracattaki tıkanmalar örtüaltında yeti ş tirilen sebzelerin çok dü ş ük fiyatlar ile satılmasına neden olmaktadır. Bu nedenle ihracatın arttırılmasına yönelik önlemler acilen alınmalıdır. Süs bitkisi üreticileri pazarlama yönünden sebze üreticilerine göre daha iyi örgütlenmi ş durumdadırlar. 1985 yılından sonra ihracata yönelik üretim yapan ş irketler kurulmu ş olup bunların büyük bir kısmı Antalya yöresindedir. Bu ş irketlerin dı ş ında iç piyasaya ürün veren i ş letmelerin tümü iç piyasada önemli pazarlama kanalı görevini üstlenen çiçekçilik kooperatiflerinin üyesidir ve ürünün hemen hemen tamamı kooperatifler kanalıyla pazarlanmaktadır. Pazarlamanın belirli merkezlerde faaliyet gösteren kooperatif mezatlarında açık-eksiltme yöntemiyle yapılması, fiyat bulma açısından ürünün piyasaya arz edildi ğ i dönem ve kaliteyi ön plana çıkartmakta ve fiyat olu ş umu tam anlamıyla arz-talep dengesine göre gerçekle ş mektedir. İ ç mekan süs bitkileri üreticileri ise aynı zamanda pazarlayıcı olarak da rol oy-namaktadırlar. Üretimde söz sahibi büyük i ş letmeler ülke genelinde da ğ ıtım orga-nizasyonunu kurmu ş lardır. Bu organizasyonda en büyük alıcılar çiçek dükkanları sahipleridir. İ ç mekan süs bitkilerinde üretilen ürünün ço ğ u yurt içinde tüketilmekte, az bir kısmı ihraç edilmektedir. 5. ÖRTÜALTI YET İŞ T İ R İ C İ L İĞİ NDE YEN İ TEKNOLOJ İ LER : TOPRAKSIZ TARIM Günümüzde, pek çok ülkede, seralarda üretimin büyük bir kısmı topraksız tarım ile gerçekle ş tirilmektedir. Aslında topraksız yeti ş tiricilik 17. Yüzyıldan günümüze bitki besleme ile ilgili çalı ş malarda kullanılmı ş ve bitki besleme konusundaki bilgilerimizin ço ğ u su ve kum kültürü denemelerinden elde edilmi ş tir (Winsor ve Schwarz, 1990). Topraksız tarımın, seralarda ticari anlamda yaygın kullanımı ise 1970’li yıllara rastlamaktadır. Bunun nedeni ise bu yıllarda ortaya çıkan enerji krizi sonucu buhar ile toprak dezenfeksiyonunun çok pahalı bir uygulama haline gelmesidir (Van Winden, 1988). Bu ş ekilde kullanılmaya ba ş lanılan topraksız tarım günümüze kadar artan bir hızla yaygınla ş mı ş tır, hatta bazı ülkelerde sera üretimi tamamen topraksız tarım ile yapılmaktadır (Sevgican, 1999b). Topraksız tarımın geleneksel yeti ş tiricili ğ e göre üstün yanları ş u ş ekilde özetlenebilir (Winsor ve Schwarz, 1990; Abak ve ark., 1994; Benoit ve Ceustermans, 1995; Sevgican, 1999b): -Topra ğ ın bulunmadı ğ ı veya kalitesinin üretim için yeterli olmadı ğ ı yerlerde yeti ş tiricilik yapılabilir. -Toprak yorgunlu ğ u ortadan kalkar, aynı yerde arka arkaya aynı ürünler yeti ş tirilebilir. -Toprak kaynaklı hastalık ve zararlılar ile yabancı otlar sorun olmaktan çıkar, toprak dezenfeksiyonuna gerek kalmaz. Ürünlerde dezenfektan kalıntısı sorunu ile kar ş ıla ş ılmaz. -Su ve besin maddeleri etkin bir ş ekilde kullanılır, su ve gübre kullanımı azalır. -Bitkilerin geli ş imi kontrol altında tutulabilir, erkencilik, verim ve kalite arttırılabilir. -Otomasyona olanak sa ğ layarak i ş gücü gereksinimi en aza indirilebilir. -Toprak ve yer altı sularının kirlenmesine engel olur. Topraksız tarım su ve ortam (substrat) kültürü olmak üzere iki ana gruba ayrılmaktadır. Durgun veya akan ş ekilde gerçekle ş tirilen su kültüründe bitki kökleri tamamen veya kısmen besin çözeltisi içinde geli ş mektedir. Su kültürü yöntemleri arasında, Besleyici Film Tekni ğ i olarak Türkçele ş tirebilece ğ imiz, orijinal adı ile Nutrient Film Technique (NFT) ticari kullanımı olan bir yeti ş tirme tekni ğ idir. Bu702 sistemde bitkiler, kökleri boyunca ince bir tabaka halinde -birkaç mm derinli ğ inde- dola ş tırılan besin çözeltisinde yeti ş tirilmektedirler (Gül ve ark., 1988). Ancak kesintisiz elektrik enerjisi ve besin çözeltisinin sürekli kontrolünü gerektirmesi, ayrıca yaz aylarında besin çözeltisinin sıcaklı ğ ının a ş ırı yükselmesi nedeniyle ülkemizde kullanımı güç görünmektedir. Ülkemizde yapılan çalı ş malar ortam (substrat) kültürünün sera ko ş ullarımıza uygun oldu ğ unu ortaya koymu ş tur (Tüzel ve Gül, 1999). Ortam kültüründe torf, tala ş , a ğ aç kabu ğ u, çeltik kavuzu gibi organik; kum, çakıl, perlit, vermikülit, volkan tüfü, kayayünü ve plastik köpükler gibi inorganik materyaller kullanılabilmektedir (Sevgican 1999b). Bunlar arasında özellikle perlit ve volkan tüfleri ülkemizde bol olarak bulunmaktadır, bu ortamlar tek ba ş larına kullanılabilece ğ i gibi torf yada mantar kompostu atı ğ ı ile karı ş tırılarak da kullanılabilirler. Domates (Tüzel ve ark., 1999), hıyar (Gül, 1996) ve kavunda (Aydo ğ an ve Gül, 1999) bitki ba ş ına 8 litre ortam kullanımının yeterli oldu ğ u saptanmı ş tır. Ortam kültüründe bitkilerin besin maddesi ve su gereksinimleri, geli ş meleri için gerekli tüm besin elementlerini içeren besin çözeltilerinin damla sulama sistemi ile verilmesi yolu ile kar ş ılanmaktadır. Besin çözeltisi, kullanılan ortamın özellikleri ve hacmine ba ğ lı olarak günde bir veya birkaç kez, verilen çözeltinin % 20’si drene olacak ş ekilde uygulanır. Ortam kültürleri besin çözeltisinin uygulanı ş ına göre açık ve kapalı sistemler olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Açık sistemde bitki kök bölgesinden drene olan çözelti atılır, kapalı sistemde ise drene olan çözelti toplanarak sistemde tekrar dola ş tırılmaktadır. Kapalı sistemler, açık sistemlere göre, su ve gübre tasarrufu sa ğ ladıkları gibi çevre koruma yönünden de daha etkindirler. Çünkü açık sistemde, ortamdan drene olan çözelti toprak ve yer altı sularının kirlenmesine yol açmaktadır. Bu nedenle Avrupa ülkelerinde çevre kirlili ğ ini azaltmak amacı ile kapalı topraksız yeti ş tiricilik sistemlerinin kullanımı te ş vik edilmektedir (Gül ve ark., 1998). Açık bir sistem de drene olan çözelti toplanarak, açıkta yeti ş tirilen bitkilerin su ve gübre gereksinimini kar ş ılamada kullanılarak kapalı bir sistem ş ekline dönü ş türülebilir. Türkiye’de topraksız tarım, ara ş tırma bazında, yakla ş ık 10 yıllık bir sürece dayanmaktadır. Üretici bazında ise sadece 20 hektarlık bir alana yayılabilmi ş tir. Oysa seralarımızda toprak yorgunlu ğ u, toprak kaynaklı patojenler ve nematodlar önemli verim kayıplarına yol açmakta, ayrıca toprak dezenfeksiyonu amacı ile kullanılan kimyasallar insan ve çevre sa ğ lı ğ ını tehdit etti ğ i gibi ihracatta engel olu ş turmaktadır. Bu nedenle, ülkemiz seralarında topraksız tarımın yaygınla ş tırılması için gerekenler acilen yapılmalıdır. Ancak bu konuda da unutulmaması gereken çevreye zararın en aza indirilebildi ğ i kapalı sistemlerin te ş vik edilmesidir.6. AKDEN İ Z VE EGE BÖLGELER İ DI Ş INDA ÖRTÜALTI YET İŞ T İ R İ C İ L İĞİ YAPAB İ LME OLANAKLARI Türkiye’de örtülü alanların bölgelere da ğ ılımı incelendi ğ inde (tablo 1), gerek sera, gerekse alçak plastik tünellerin Akdeniz sahil ş eridinde yaygınla ş tı ğ ı görülür. Toplam örtüaltı alanının % 89.6’sına sahip olan Akdeniz Bölgesinden sonra, % 7.5 ile ikinci sırada yer alan Ege Bölgesinde örtülü alanların ço ğ u Akdeniz’e kıyısı olan Mu ğ la ilinde bulunmaktadır. Mu ğ la’ya ait veriler dü ş üldü ğ ünde, Ege Bölgesindeki alan toplam örtülü alanın sadece % 2.5’i kadar olmaktadır. Üçüncü sırada yer alan Karadeniz Bölgesi ise, örtüaltı tarımında alan olarak % 2.1’lik bir paya sahiptir. İ lkbaharda erkencilik sa ğ lamaya yönelik olarak kullanılan alçak plastik tünellerin ekolojiye ba ğ ımlı bir geli ş me göstermesi do ğ aldır. Oysa, ş u anda mevcut ekolojik ko ş ullara ba ğ lı olarak geli ş mi ş bulunan ve genelde ısıtmasız olarak sürdürülen seracılıkta da ğ ılım ancak, ekonomik bir ısıtma kayna ğ ının kullanımı ile de ğ i ş ebilir ki, ülkemizde bu, jeotermal kaynakların seracılıkta kullanımı sa ğ lanarak mümkün olabilir. Bu ba ğ lamda en ş anslı bölge Ege Bölgesi’dir. Ege Bölgesi’nde mevcut jeotermal kaynaklar kullanılarak ısıtmalı seracılı ğ ın geli ş tirilmesi hedeflenmelidir. Ayrıca, yeni kurulacak olan seralara, Akdeniz bölgesi seralarında yo ğ un tarımsal ilaç, kimyasal gübre ve bitki büyüme maddeleri kullanarak gerçekle ş tirilen üretim ş ekli ve sorunları ta ş ınmamalı, seracılı ğ ın ideal anlamda yapılmasına çalı ş ılmalıdır. Bu seralarda üretilen ürünler için -üretim planlaması da yapılabilece ğ inden- iç ve dı ş pazar olanakları da sa ğ lanmalıdır. Ülkemizde jeotermal kaynaklara dayalı seracılı ğ ın geli ş tirilmesi ba ş ta Ege Bölgesi olmak üzere, di ğ er tüm bölgelerde seracılı ğ a önemli katkılarda bulunacaktır. Bu geli ş menin beklenen bir di ğ er yararı da, halihazırda yapılmakta olan ısıtmasız seracılı ğ a rakip olarak, mevcut sera üretiminde yapılan yanlı ş ların düzeltilmesine olanak sa ğ laması ş eklinde gerçekle ş ecektir. Jeotermal sahalar dı ş ında seracılık, Akdeniz kıyı bölgesi haricinde, sadece mahalli gereksinimleri kar ş ılamak üzere geli ş tirilebilir. Nitekim, son yıllarda Karadeniz Bölgesi’nde seracılı ğ ın bu anlamda yayıldı ğ ını görmekteyiz; di ğ er bölgelerde de bu ş ekilde bir geli ş me söz konusudur. Bu seralarda hıyar, marul, kabak, fasulye, semizotu, maydanoz, taze so ğ an gibi sebze türlerinin yeti ş tiricili ğ i yapılabilmektedir. Bu üretimlerde, üreticiler ürünlerini do ğ rudan do ğ ruya kendileri mahalli pazarlarda satmakta yada pazarcılara da ğ ıtarak kar oranını arttırabilmektedirler.7. SONUÇ Türkiye’de örtüaltı yeti ş tiricili ğ inin özellikle de seracılı ğ ın mevcut ekolojik ko ş ullardan olabildi ğ ince yararlanarak oldukça basit yapılar altında gerçekle ş tirilmesi, önemli verim ve kalite kayıplarına yol açmaktadır. Bu sektörü daha iyi bir yere getirmek için a ş a ğ ıda de ğ inilen hususların dikkate alınması gerekmektedir: -Seraların yapısal özelliklerinin iyile ş tirilmesi: Montaja hazır halde satılan gal-vanize konstrüksiyon kullanımı ve UV+IR+antifog katkılı polietilen örtü kullanımı yaygınla ş tırılmalıdır. -Sera içi iklim ko ş ullarının iyile ş tirilmesi: Özellikle kı ş aylarında meyve kalitesi ve verimini yükseltmek için ısıtma gerekli hale gelmektedir. Ayrıca sera sıcaklı ğ ını korumak üzere ısı perdesi, su ş iltesi vb. kullanımı yaygınla ş tırılmalıdır. Ülkemizde ısıtmalı seracılı ğ ı mümkün kılabilecek önemli bir potansiyel olan jeotermal kaynak-ların bu amaçla kullanımı sa ğ lanmalıdır. Sera içi sıcaklı ğ ının ve oransal neminin düzenlenmesinde havalandırma büyük önem ta ş ımaktadır. Özellikle çatı havalan-dırması gerek plastik, gerekse cam seralarda üretimin ba ş arısını do ğ rudan etkile-mektedir. Bu nedenle seralarda havalandırma (çatı+yan) oranlarına çok dikkat edilmelidir. -Yeti ş tirme tekniklerinin iyile ş tirilmesi: Seralarda tarımın sürdürülebilir hale gelmesine çalı ş ılmalıdır. Gübreleme toprak ve bitki analizlerine göre yapılmalı, hastalık ve zararlılara kar ş ı entegre sava ş programları uygulanmalı, sebzelerde meyve tutumunu sa ğ lamak amacıyla bitki büyüme maddelerinin kullanımı en aza indirilerek Bombus arılarının kullanımı te ş vik edilmelidir. Toprak dezenfeksiyonunda kimyasal maddelerin kullanımından kaçınılmalı ve solarizasyon yaygınla ş tırılmalıdır. Topraksız tarım tekniklerinin kullanımı arttırılmalı, ancak açık sistemlere izin veril-memelidir. Damla sulama sistemi ile sıvı gübreleme, yeti ş tirilen tür ve toprak özel-likleri dikkate alınarak yapılmalıdır. Ayrıca seralarda organik üretim te ş vik edilmeli-dir. Monokültür nedeni ile ortaya çıkan sorunları azaltmak ve karlılı ğ ı arttırmak üzere seralarda tür çe ş itlendirmesi olanakları ara ş tırılmalıdır. Kamu kurulu ş ları ve özel sektör ıslah çalı ş malarına özendirilmelidir. Üretimin yanında tasnif ve ambalajlamaya gereken özen gösterilmeli, en önemlisi de yeti ş ti-rilen ürünler için pazar olanakları belirlenmeli ve ihracatın arttırılabilmesi için gere-ken önlemler acilen alınmalıdır.Bütün bu önlemlerin etkili olabilmesi için sera üreticilerinin ve bu sektörü yön-lendiren ki ş i ve kurulu ş ların e ğ itimleri sa ğ lanmalı; Ziraat Fakülteleri, Tarım ve Köyi ş leri Bakanlı ğ ı te ş kilatı ile üretici i ş birli ğ i arttırılmalıdır. Ayten SEVG İ CAN -Yüksel TÜZEL Ay ş e GÜL -Ra ş it Z. ELTEZ
| Comments () >> |
 |
| Write comment |
You must be logged in to post a comment. Please register if you do not have an account yet. |
|