|
Hepimiz tarafından bitkilerin de birer canlı olduğu bilinmektedir. Her canlı gibi bitkilerin de ihtiyaçları vardır. Bu ihtiyaçları bizler tarafından ne kadar iyi karşılanılırsa bitki de aynı oranda gelişme gösterir. Bizlerin suya ihtiyacı olduğu gibi bitkilerin de yaşayabilmeleri için suya ihtiyaçları vardır. Doğal ortamda bitkiler bu ihtiyaçlarını karşılayabilir ancak kültür bitkilerinde bu durum mümkün değildir. Bu nedenle bitkilerin sulanması gereklidir. Nasıl ki bizler hastalandığımızda ilaç içiyor ya da kuvvetlenmek için vitamin alıyorsak bitkilerin de hastalandıklarında tedaviye ihtiyaçları vardır. Hastalıklarını fungusitlerle giderirken vitamin ihtiyaçlarını ise gübreler ile karşılarız. Bitkilerin bizler gibi bakım yapma imkânları olmadığı için ancak onlara budama yaparak gençleştirebiliriz. İşte bitkilerde bu işlemlerin hepsi kültürel işlemler altında yapılmaktadır.
1. SU VE SULAMA Su, sahip olduğu tüm özelliklerini molekül yapısına borçludur. Bu yapıda, 1 oksijen ve 2 hidrojen atomu, birbirlerine sıkı bir şekilde bağlanarak su moleküllerini oluşturmuştur. Su molekülleri artı ve eksi yüklerden her ikisine de sahiptir, yani polar bir yapıya sahiptir. Su moleküllerinin hidrojen kısmı pozitif yükü, oksijen kısmı ise negatif yükü taşır. Bir su molekülündeki artı yüklü hidrojen atomunun diğer su molekülündeki eksi yüklü oksijen atomuna bağlanması ile hidrojen bağı ortaya çıkar. Bu şekilde hidrojen bağları ile bir araya gelen su molekülleri, sonsuza kadar uzanabilir. Toprağın önemli bileşenlerinden olan ve yaşam için olağanüstü önem taşıyan suyun bazı özellikleri vardır. Bu özelliler; * Donan suyun hacmi artar ve buzun çözülmesi için gerekli ısı miktarını yükseltir. * Suyun ısınma ısısı yüksektir, * Suyun adezyon kuvvet gücü, * Suyun kohezyon gücü şekilde sıralanabilir, 1.1. Toprakta Suyun Tutulması Suyun toprakta tutulmasını sağlayan önemli mekanizmalar adezyon, kohezyon ve bu kuvvetlerin doğurduğu özel çekim gücüdür. Adezyon; katı toprak parçacıkları yüzeylerinin su moleküllerini çekmesiyle meydana gelir. Burada artı (+) ve eksi (-) yüklü olan su moleküllerinin çoğu, toprak parçacıklarında yer alan negatif elektrik yüklerince tutulmaktadır. Kohezyon; su moleküllerinin birbirini çekmesidir. Adezyon gücünün sona erdiği noktadan itibaren su molekülleri dipol karakterleri ( + ve – yüklü olmaları ) nedeniyle birbirlerini kohezyon gücü ile çeker. Böylece adezyon suyunun dışında daha gevşek tutulan bir su küresi oluşturur. Kohezyon kuvveti ile bağlanan su, yer çekimi kuvvetine karşı koyamayınca yavaş yavaş kalınlaşır. Bu yüzden, toprak su ile doyma noktasına yaklaşınca, tutulan suyun topraktan ayrılması kolaylaşır. Toprakta su azaldıkça suyu topraktan ayırmak için daha çok kuvvete ihtiyaç duyulur. Bitkilerin toprak suyundan yeterli ölçüde yararlanmaları, suyun toprak parçacıklarının bağlanma gücü ile yakından ilgilidir. Düşük nem içeriğine sahip olan topraklarda su, toprak parçacıkları tarafından çok sıkı bir şekilde tutulmakta ve bitkiler bu sudan yararlanamamaktadır. 1.2. Bitki Su İlişkileri Bitkilerde meydana gelen fizyolojik olayların hemen hemen tümü difüzyon ile doğrudan ya da dolaylı olarak ilişki halindedir. Difüzyon; belli bir maddenin ( gaz, sıvı, katı ) yüksek yoğunlaşmaya sahip bir alandan daha az yoğunlaşmaya sahip bir alana, parçacıkların gelişigüzel hareketleri sonucu net geçişi olarak tanımlanabilir. Bu tanımdan da anlaşılacağı gibi difüzyonun temeli, madde parçacıklarının kinetik hareketidir. Toprakta bulunan su, kısmen difüzyon yolu ile kök sistemlerinden bitkiye geçer. Çeşitli maddelerin bitkiler tarafından çevreye verilmeleri de temel olarak difüzyon olayı ile gerçekleşir. Bu yolla fazla miktarda su buharı bitkilerin yaprak ve toprak üstü organlarından atmosfere salınır. Bitkide hücreler arası boşluklara gazların geçişi ve hücreler su ve mineral maddelerin hareketi aynı şekilde difüzyon ile olabilmektedir. Osmosiz; yarı geçirgen bir zarla ayrılmış ortamda suyun, su yoğunluğu yüksek olan kesimden su yoğunluğunun daha az olduğu bölgeye geçişi olarak tanımlanır. Bu tanımdan da anlaşıldığı gibi osmosiz, difüzyonun özel bir halidir. Aralarında büyük bir benzerlik gösteren osmosiz ile difüzyonu birbirinden ayıran tek fark, osmozis de ayırımlı geçirgen bir zarın bulunmasıdır. Absorpsiyon; iyonların ve bileşiklerin, katı maddelerin yüzeylerinde çekilerek tutulmasıdır. Doğal koşullar altında bitkiler, ihtiyaç duydukları suyun tümüne yakın bir bölümünü kökleri aracılığı ile alırlar. Bitki köklerinde en fazla su absorpsiyonu kök tüyü bölgesinde gerçekleşir. Bitkilerde su absorpsiyonu başlıca iki şekilde olmaktadır. *Pasif Absorpsiyon: Herhangi bir enerjiye gereksinim duymaksızın yalnız osmotik kurallara bağlı olarak suyun alınmasına pasif absorpsiyon denir. Pasif absorpsiyon ile su alımında köklerin canlı veya ölü olmadığı önemli olmadığı için, metabolik enerjiye de ihtiyaç duymaz. Bitkinin çeşitli organları tarafından su, osmotik kurallara bağlı olarak alınır. Yani fazla miktarda su bulunan bölgeden, daha az miktarda su bulunan bölgeye su geçişi meydana gelir. Bitkiler terleme ile su kaybettikçe, bünyelerindeki su miktarı da azalır. Böylece kök çevresindeki su, bitki bünyesinde azalan suyu takviye etmek üzere bitki köklerine geçer. Hızlı terleme gösteren bitkilerin iletim demetleri içersinde suyun hızla yukarı çekilmesi sonucu köklerde emme gücü artar. Bunun sonucu olarak su, topraktan kök içerisine doğru çekilir. Dolayısıyla terleme miktarı artıkça bitkinin aldığı su miktarı da artar. *Aktif Absorpsiyon: Kök etkinliği ve enerji harcanması ile suyun bitkiler tarafından alınmasına aktif absorpsiyon denir. Pasif absorpsiyondan tümüyle farklı olarak aktif absorpsiyonda metabolik enerji ve kök etkinliğine gereksinim vardır. Aktif absorpsiyon, bitkiler tarafından alınan suyun miktarı yönünden fazla önemli olmamakla birlikte, bilimsel araştırmalar yönünden oldukça önemlidir. Aktif absorpsiyonda enerjinin rolü üzerinde değişik görüşler ileri sürülmüştür. Kimi araştırmacılar, aktif alımında enerjinin rolünün osmotik yoldan dolayı olabileceğini kimi araştırmacılar ise osmotik olmayan yoldan olabileceğini savunmuştur. Ancak bu konuda çalışmalar yapan araştırmacılar, harcanan metabolik enerjinin su alımı ile ilişkisini açık olarak ortaya koyamamıştır. 1.3. Bitki Su Tüketimini Etkileyen Faktörler Bitki su tüketimini etkileyen faktörleri 3 grupta inceleyebiliriz. 1.3.1. İklim Faktörleri Bitki su tüketimini etkileyen başlıca iklim faktörleri; sıcaklık, hava nemi, rüzgâr, güneşlenme süresi ve gündüz saatleridir. Hava sıcaklığı artıkça bitki su tüketimi de artar. Sıcaklık aynı zamanda bitki gelişmesine de etki yapar. Bitkiler genellikle 10–30 0C arasında iyi bir gelişme gösterir. Bitki geliştikçe kullandığı su miktarı da artar. Bitki etrafında hava nispi nemi artıkça terleme ve buharlaşma azalacağından, bitki su tüketimi de azalır. Bitki büyüme mevsiminde düşük nispi neme sahip bölgelerde, bitki su tüketimi genellikle daha yüksektir. Bitki örtüsü üzerindeki rüzgâr hızının fazla olması ya da günün içinde rüzgârın esme süresinin uzun olması, terleme ve buharlaşmayı artıran etmenlerdendir. Bunun nedeni, bitki etrafında terleme ve buharlaşma sonucu nemli havanın rüzgârla uzaklaşması ve yerine kuru havanın gelmesidir. Böylece buharlaşmaya neden olan ısı transferi hızlanır. Örneğin, cam kenarında açık hava ile temas halinde olan ve rüzgâr ile karşılaşan süs bitkilerinde, su kaybının daha hızlı meydana geldiği tespit edilmiştir. Güneşlenme süresi ya da gündüz saatlerinin fazla olması, güneş enerjisinin daha uzun zaman etkili olmasına yol açar. Bu ise, bitki su tüketimini artıran önemli bir faktördür. 1.3.2. Toprak Faktörleri Topraktaki nem durumu, üst toprak tabakasının yapısı ve toprağın bitki ile kaplı olması, bitki su tüketimini etkileyen önemli toprak faktörlerindendir. Toprakta su miktarı fazla olduğunda buharlaşma da fazla olur. Düşük nem içeriğine sahip olan topraklarda ise doğal olarak buharlaşma da düşüktür. Bunun yanında bitki kök bölgesinde devamlı bitki su ihtiyacını karşılayacak şekilde nem bulundurulması, bitki gelişmesini olumlu yönde etkiler. Bitki gelişmesi artıkça, bitkinin kullandığı su miktarı da artar. Tüm bunlar bitki su tüketimini artıran faktörlerdir. Toprak yüzeyinin bitki ile örtülme oranı ve toprak yüzeyinde gölgelenme oranı arttığında, buharlaşma miktarı az olmakta bunun sonucunda da bitki su tüketimi de azalmaktadır. Toprak yüzeyinin çıplak olması ve buharlaşmanın yüksek olması durumunda ise özellikle ağır bünyeli killi topraklarda derin ve geniş çatlaklar ortaya çıkar. 1.3.3. Bitki Faktörleri Bitki su tüketimine etkili olan bitkisel faktörler; bitkinin cinsi, gelişme devresi ve büyüme mevsiminin uzunluğudur. Bitkilerin terleme organları olan yaprakların büyüklüğü ve birim alandaki gözenek sayıları, bitkilere göre önemli düzeyde farklılık gösterir. Buna bağlı olarak bitki su tüketimi de bitkiler arasında önemli düzeyde farklılık gösterir. Bitki su tüketimi belli bir bitkinin değişik gelişme devrelerinde de farklılık gösterir. Özellikle ilkbaharda, sürgün verme dönemlerinde süs bitkilerinin su tüketimi daha fazlayken, gelişmenin yavaşladığı kış dönemlerinde durum bunun tersidir. Büyüme mevsimi uzun olan bitkilerin mevsimlik su tüketimleri, genellikle kısa olanlara oranla daha fazladır. 1.4. Sulamanın Önemi Bitki kök bölgesinde yeterli düzeyde suyun bulunup bulunmaması, bitki gelişmesini daha fazla etkiler. Toprakta bulunan su miktarı azaldıkça bitkilerin su almaları güçleşmekte, bu da bitki gelişmesini genellikle olumsuz yönde etkilemektedir. Toprakta su belirli bir düzeyin altına düştüğünde ise bitki faaliyetleri tamamen durmaktadır. Süs bitkileri yetiştiriciliğinde temel su kaynağı, sulama ile toprağa verilen sudur. Buna karşılık topraklardan su kaybı, buhar ve sıvı şekilde olmak üzere iki şekilde gerçekleşir. Topraktan suyun kaybı; buhar olarak evaporasyon ( toprak yüzeyinden suyun buhar olarak kaybı ) ve terleme, sıvı olarak ise sızma ve yüzey akışı ile olmaktadır. Toprak suyunun en iyi şekilde kullanılabilmesi açısından topraktaki su hareketlerinin iyi bilinmesi gerekir. İdeal bir bitki gelişimi, toprak, bitki ve su arasında iyi bir dengenin kurulmasına bağlıdır 1.4.1. Bitki Gelişimi Açısından Suyun Önemi *Bitki besin kaynağı olarak su: Su yalnız besin maddelerinin alınmasına hizmet eden bir çözücü değildir. Aynı zamanda kendisi de azot, fosfor veya potasyum kadar önemli bir besin maddesidir. Gelişmekte olan bir bitki, diğer kimyasal bileşiklerin hepsinden daha fazla miktarda su kapsar. Bitki hücreleri içersinde meydana gelen bütün kimyasal reaksiyonlar için su kullanılır. Su, bitki hücresinde meydana gelen tüm hayatsal olaylara doğrudan ve dolaylı olarak katılmaktadır. Fotosentez olayı, hücre bölünmesi, hücrede canlılığı sağlayan birimlerin normal durumunu koruması fotosentez için gerekli ham maddelerin erir hale geçmeleri ve daha birçok hayatsal olay suya bağlıdır. * Bitki besin elementlerinin taşınması: Bitkinin gereksinim duyduğu tüm besin elementleri ancak su ile taşınabilir. Bu maddeler herhangi bir şekilde suda erimiş halde bulunmazlarsa bitkiye giremez ve bitkinin beslenmesine hizmet edemez.Toprak çözeltisinde bulunan besin maddeleri çözelti ile birlikte hareket etmekte ve bitki kökleri tarafından kullanılanların yerini almaktadır. * Besin elementlerinin absorpsiyonu: Toprak suyu miktarı ile besin elementleri absorpsiyonu arasında önemli bir ilişki vardır. Besin elementlerinin absorpsiyonu, doğrudan doğruya toprak suyunun miktarına bağlıdır. Su yardımıyla kök çevresine taşınan besin elementlerinin bitki köklerine geçişi ve bitkilerce alımı da ancak su yardımıyla gerçekleşir. Nemli toprakta gelişen köklerin besin elementlerinden yararlanmaları kuru toprakta gelişen köklere oranla daha fazladır. Çünkü nemli toprakta gelişen kök daha yaygın ve daha fazladır. Böylece su, kök gelişimini artırarak bitkilerce su alımı da artmış olur. * Tohumların çimlenmesi ve bitki gelişimi; Çevreden su absorbe edilmedikçe çimlenme olayı gerçekleşmez. Genellikle bitki tohumları kuru olarak saklandıkları sürece çimlenmez. Suyun absorpsiyonu tohumda fiziksel ve kimyasal bir dizi olayın başlaması ve dolayısıyla çimlenmenin oluşmasına neden olur. Topraklarda tarla kapasitesinde ya da buna yakın düzeyde suyun bulunması, çimlenmenin hızlanmasına neden olur. Su tohumlarda depo edilmiş halde bulunur. Besin maddeleri su bulduğu zaman hareket kazanır. Besin maddelerinin hareketinde görev yapan enzimler de ancak suyun bulunması durumunda etkin hale geçebilir. Bitkilerde tepe ve kök gelişimi için toprak nemi mutlak gereklidir. Bitki kökleri nemli topraklarda önemli düzeyde gelişme gösterir. Kök gelişimi daha çok toprağın nemli kısımlarında yoğunlaşır. Gübre-su ilişkisi: Gübrelerin toprakta bitkilerin alabileceği forma dönüşmesi ve bitkiler tarafından alınabilmesi için toprak suyuna mutlak gereksinim vardır. Bu nedenle gübre uygulamalarını sulamadan ayrı düşünmek mümkün değildir. Değişik gübrelerle toprağa ilave edilen besin maddelerinin çözünürlükleri, bitkilere elverişli formlara dönüşmeleri, bitki kök bölgelerine ulaşmaları ve bitkiler tarafından alınarak özümlenmeleri toprak suyu ile ilgilidir. Anlaşılacağı gibi, su ve gübre birbirini tamamlayan iki faktör olup biri olmaksızın öbürü işlevini tam olarak yapamaz. Su, sınırlayıcı bir faktör olduğunda, uygulanan gübreye karşı bitki gelişimi istenen düzeyde olmaz. Yeterli su ortamda bulundurulursa, gübrelemeye karşı verim artışı daha belirgin olur. 1.4.2. Toprakta Fazla Suyun Etkileri Nemli topraklarda zayıf bitki gelişiminin temel nedeni, toprak boşluklarında artan su düzeyinin yol açtığı düşük havalanmadır. Dolayısıyla fazla suyun zararlı etkileri, doğrudan yetersiz havalanma ile ilgilidir. Topraktaki havanın miktarı ve bileşimi, bitki kökleri ve toprak organizmaları için hayati bir değere sahiptir. Normal bitki gelişimi için diğer koşulların yanı sıra toprak havasının en az % 10 oksijen ve en az % 5 karbondioksit içermesi gerekir. Bitki gelişiminde görülen gerileme bu iki sınır arasında başlar. Yetersiz havalanma koşullarında ise her bitki türü az veya çok zarar görür. Yetersiz havalanmanın ve oksijen noksanlığının ortaya çıkardığı başlıca zararlar şu şekilde özetlenebilir. * Toprak organizmalarında yaşam aktiviteleri sınırlanır. * Denitrifikasyonla azot kaybı meydana gelir. * Artan CO2 gazı zehir etkisi yapar. *Bitki kökleri oksijen noksanlığında oksijensiz solunum yapar. Oksijensiz solunumdan dolayı bitki öz suyunun pH derecesi düşer. Hücre geçirgenliği azalır. Sonuçta su ve besin maddelerini alma gücü de azalır, kök gelişimi ve dallanması yavaşlar. * Bitki kökleri tarafından da zehir etkisine sahip organik maddeler salgılanır. * Oksijen noksanlığı köklerin karbonhidrat metabolizmasını doğrudan etkileyebilir. * Toprakların iyi havalanıp havalanmaması bitkilerde su absorpsiyonunu da etkiler. Yetersiz havalanma koşullarında bitkilerde su absorpsiyonunun azalması, kök işlevlerinin azalması ile ilgilidir. * Su ile kaplı ya da havalanmayan topraklarda, bitkilerin besin madde alımındaki gerileme, toprak havalanması ile ilgilidir. Kök ortamında oksijen azaldığında, bitkilerce besin madde alımının olumsuz yönde etkilendiği tespit edilmiştir. * Bitkilerde belirlenen noksanlık belirtileri, yeterli havalanmayan topraklarının çoğunun ciddi bir azot noksanlığı gösterdiğini ortaya koymuştur. Fazla toprak neminin zararlı etkilerinden birisi de sınırlı kök gelişmesi ve kök gelişmesine oranla bitki üst kesimlerinin daha fazla gelişmesidir. Fazla nemli topraklarda gelişen bitkiler fazla sulu olur, hastalıklara dayanıklılığı azalır ve gelişmeleri yavaşlar. Uzun süre su altında kalan ve bu nedenle mikroorganizma faaliyeti azalan toprakların kabarık yapısı bozulur. Daha basık ve sıkışık yapılı bir toprak haline gelir. 1.5. Su Kaynakları 1.5.1. Yera ltı Suları Yağışlarla yeryüzüne inen suların geçirimli tabakadan yer altına geçerek yeraltında oluşturdukları sulara yer altı suları denir. Yer altı sularının beslenmesinde etkili olan faktörleri şöyle sıralayabiliriz: * Yağış miktarı * Yağış türü *Zeminin geçirimliliği * Arazinin eğimi *Bitki örtüsü Yeraltı suları farklı yerlerde toplanabilirler. Bunlar taban suyu ve kaynaklardır. 1.5.1.1. Taban Suyu Alüvyal ovaların tabanında bulunur. Taban suyu, altta geçirimsiz tabaka ile sınırlandırılmış geçirimli tabaka üzerinde biriken sulardır. Beslenme durumuna göre bazen yüzeye kadar çıkabilir. Yer altı su seviyesinin düşük olduğu alanlarda ise kuyu açmak suretiyle bu sulardan faydalanır. Türkiye taban suları bakımından zengindir. Örneğin, Ege Bölgesinin çöküntü ovaları, Konya, Kayseri, Erzurum, Erzincan, Elazığ, Bursa, Adapazarı gibi. 1.5.1.2. Kaynaklar Yer altı sularının tekrar yeryüzüne çıktığı yere kaynak denir. Sularının sıcaklığına göre 2 grupta incelenir. * Soğuk su kaynakları; Sularını yeryüzünden alır. Sularının sıcaklığı ve akımları yıl boyunca değişir. • Tabaka kaynağı; Geçirimli tabakaların uç kısmından suların yüzeye ulaştığı yerdir. • Vadi kaynağı; Vadi tabanlarından çıkan soğuk su kaynaklarıdır. • Karstik kaynak; Kalkerli arazilerde yeryüzüne çıkan su kaynaklarıdır. En fazla Akdeniz Bölgesinde görülür. Örneğin, Düden suyu gibi Artezyen kaynağı: Tekne biçimindeki iki geçirimsiz tabaka arasındaki geçirimli tabakaya açılan bir sondaj ile suların püskürerek yeryüzüne çıkması ile artezyen suları çıkmış olur. Diğer kaynaklardan ayrılan yanı beşeri faktörlerin etkisiyle yeryüzüne çıkmasıdır. Sıcak su kaynakları; Sularını magmaya yakın alanlardan alırlar. Suları geldiği derinliğe göre sıcak veya ılıktır. Sularının sıcaklığı yıl boyunca aynıdır. Akım değişikliği olmaz. Bol miktarda eriyik madde içerir. • Fay kaynağı; Fay hattı boyunca yeryüzüne çıkan kaynaklardır. Halk arasında bu kaynaklara ılıca, kaplıca, içme ve maden suları denilmektedir. Çeşitli amaçlarla kullanılır. • Gayzer kaynağı: Etkin haldeki volkan dağlarından değişik zamanlarda püskürerek çıkan kaynaklardır. Türkiye’de örneklerine rastlanmaz. 1.5.2. Yer Üstü Suları Yer üstü su kaynaklarını akarsular oluşturur. Yeryüzünü şekillendiren dış kuvvetler arasında en yaygın ve etkili olanı akarsulardır. Yağışlar, eriyen kar ve buz suları ile kaynaklardan çıkan suların birleşmesiyle oluşan ve belli bir yatak içinde eğime bağlı olarak akan sulara akarsu denir. Yağışlardan ve kar erimelerden sonra bir dağ veya yamacın yüzeyi boyunca akan sulara ise selinti suları adı verilir. Akarsular büyüklüklerine göre çeşitli isimler alır. Akarsuların küçüklerine dere, özsu ve çay, büyüklerine ırmak veya nehir denir. Büyük ana akarsuyu besleyen küçük akarsulara ise akarsuyun kolları denir. Bir akarsuyun yeryüzüne çıktığı yere kaynak, denize ve göle döküldüğü yere ağız, içinde aktığı çukura ise yatak denir. Akarsuların oluşumunda rol oynayan faktörleri şöyle sıralayabiliriz, iklim, yer altı suları, akarsuyun aktığı zeminin yapısı ve yer şekilleridir. Örneğin; sıcak ve kurak bölgelerdeki bazı akarsular, buharlaşma ve tabakaların sızdırma özelliği gibi sebeplerle denize ulaşamadan kaybolur. 1.5.3. Su Analizi Tüm bitkiler için en iyi sulama suyu yağmur sularıdır. Ancak yağmur sularını biriktirme imkânının olmadığı durumlarda artezyen, dere suyu ya da su tanklarında depolanan sular kullanılır. Genel olarak tüm bitkiler kireçli ve pH değeri yüksek olan sulardan hoşlanmaz. Kireçli ve pH değeri yüksek olan sular bitkilerin gelişmesini olumsuz yönde etkiler. Bu yüzden kullanılan suların analize gönderilmesinde yarar vardır. Analize gönderilen su örneklerinde; pH, toplam sertlik, Ca, Mg, klorür, sülfat, karbonat, amonyak nitrat, fenol, renk, iletkenlik, iz element vb.’ye bakılır. Analiz sonuçlarına göre suda iyileştirme yapılır ve sulama suyu olarak kullanılır. 1.5.4. Bitkilerin Sulanmasında Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar İç mekân süs bitkileri yetiştiriciliğinde en önemli konulardan biri sulamadır. Bitkilerin ne kadar sık sulanması gerektiği de en çok sorulan sorulardan biridir. Bu konuda etkili olan etmenler aşağıda özetlenmiştir. *Sulamayı etkileyen etkenlerden biri bitki çeşididir. Söz gelimi, kurak ortamda yaşayan ve dokuları bol su depo eden kaktüs ve sukulent bitkiler, palmiyeler ve eğreltilere göre daha az suya gereksinme gösterir. * Bitkiler aktif gelişme dönemlerinde, dinlenme dönemlerine göre suya daha çok gereksinme duyar. Ancak bitki tomurcuğa kalktığında, su biraz azaltılmalıdır. Çünkü bu dönemde gerekenden çok sulama, çiçeklerin daha açmadan dökülmesine neden olur. * Eğer kökler toprak içersinde fazlaca yayılıp tüm saksıyı doldurmuş ise, su bitki tarafından kolayca alınır. Böylece topraktaki nem kısa sürede kaybolur. Bu durumda, bitkileri sık sulamak gerekir. Yeni saksıya alınmış bitkilerde olduğu gibi eğer toprak hacmine göre oldukça az oranda kök dağılımı mevcutsa, bitkinin topraktan su alımı da daha yavaş olur ve daha az sulanabilir. *Bazı topraklar fazla oranda su tutar ve daha uzun sürede kurur. Bu nedenle, su tutma kapasitesi düşük olan kumlu topraklarda yetiştirilen bitkilerin, humusça zengin tınlı topraklardakine göre daha sık sulanması gerekir. *Kilden yapılmış saksılar gözenekli olup, bitki suyu toprak yüzeyi yanında saksı kenarındaki gözeneklerden de kaybeder. Bu nedenle bu tip saksılardaki topraklar plastik ve benzeri saksılara göre daha çabuk kurudukları için daha sık sulanmaları gerekir. * Havadaki nem oranı da sulamayı etkiler. Hava nemli ise su gereksinimi daha az olur ve bitkiyi daha seyrek sulamak gerekir. * Bitkinin güneş ışınları altında, gölgede veya yapay ışık altında olması da topraktaki nem durumunu ve bitkinin su kaybını etkiler. Güneş altında veya yapay ışık altında, bitki daha fazla terleme yapacağı için gölge bir yerdeki bitkiye oranla daha çok suya gereksinme gösterir. *Serin bir yerde büyüyen bitkiler sıcak yerdekilere göre suya daha az gereksinim duyar. *İç mekânlarda kışın sıcaklığı artırmak amacıyla yapay olarak ısıtma yapılması nem oranını azaltır ve bitkiyi daha fazla sulamayı gerektirir. Tüm bu etmenler, sulama için kesin bir zamanı önermeyi imkânsız kılar. Bazı bitkiler için belirli iklim koşullarında günde 2–3 kez sulama yapmak gerektirirken, bazı bitkileri haftada 2–3 kez sulamak yeterlidir. Diğer bazı bitkiler ise, bir ay veya daha uzun süre sulanmadan yaşayabilir. Suyun bitki için hayati öneme sahip olması kadar, aşırı sulama da hiç su vermemek kadar zararlıdır. Önemli olan konu, bitkileri her gün gözlemlemek ve her akla geldiği zaman değil, suya gereksinim gösterdiklerinde sulamaktır. Gerçekten süs bitkilerinin çoğunun saksı toprağının genellikle kuru tutulmasından çok, sürekli bir şekilde nemli tutulması sonucu zarar gördükleri, yetiştiriciler tarafından bilinmektedir. Bu ise, yeterli bilgi ve deneyime sahip olmayan kimselerin, bitkiye ne denli bol su verilirse iiyi gelişir şeklinde yanlış bir ön yargıya sahip olmalarının bir sonucudur. İyi bir yetiştirici gözle izlemek ve dokunmak suretiyle bitkinin suya gereksinim duyup duymadığını anlayabilir. Eğer bitkide solma belirtileri varsa, susuz kalmış demektir. Ayrıca toprak yüzeyi daha açık renk almışsa bu da toprağın susuz kaldığını gösterir. Toprak yüzeyi koyu kahverengi ise saksı toprağında henüz su var demektir. Öte yandan saksı toprağının yüzeyinden 2–3’ cm lik kısmının kuru olması ve tümüyle toprak dolu saksıya dıştan vurulduğunda tınlama sesi çıkması durumunda da bitkinin suya gereksinimi olduğu pratik olarak anlaşılabilir. Toprakta aşırı su bulunması durumunda, çoğu bitkiler iyi gelişemez. Çünkü fazla su, topraktaki havalanma gözeneklerini doldurarak bitki köklerinin oksijen almasını engeller. Bu nedenle saksıların diplerine drenajı sağlayacak materyal konması ve sulamanın dikkatli yapılması gerekir. Eğer cam saksılar ise suyu geçirmeyen bir saksı kullanılıyorsa, suyun saksı dibinde birikmemesine özen gösterilmelidir. Bitki köklerinin soğuktan etkilenmemesi için kışın sulamada kullanılacak suyun oda sıcaklığında ( 15–18 0C ) veya birkaç derece daha yüksek olması istenir. Ancak oda sıcaklığından daha düşük sıcaklıktaki suyun, genellikle bitkilere zarar verdiği sanılmaktadır. Sulama her seferinde saksı toprağı nemli hale gelecek şekilde yapılmalıdır. Saksıya her gün az miktarda su verilmesi yanlıştır. Çünkü böyle durumlarda su toprağın her yanına iyice işleyemez ve toprağın önemli bir kısmı kuru kalır. Sulama yaparken su birden verilmemeli, yavaş yavaş ve saksı toprağını oymayacak şekilde verilmelidir. Uzun süre susuz kalmış ve toprağı kurumuş bitkilerin sulanmasında birden verilen su, saksının yanlarından ve toprağın çatlaklarından akıp gider. Böyle durumlarda bitki, saksı ile birlikte su içine oturtulmalıdır. Sulamanın önemli konularından biri de sulamanın ne zaman yapılacağıdır. Genel olarak bitkilerin günün sıcak saatlerinde sulanmaması gerekir. Gündüz bitkiler suya, besin maddelerini almak ve terlemeyi karşılamak için gereksinme gösterir. Gece ise su, yapraklarda oluşan yapı maddelerinin eritilerek bitkinin değişik kısımlarına taşınması için gereklidir. İlkbahar ve özellikle yaz aylarında, akşamüzeri sulama yapılması uygundur. Yazın günde iki kez sulamanın yapılması gerektiği durumlarda, ilk sulama sabah erken saatlerinde yapılmalıdır. Dinlenme döneminde ise sulama öğleden önce yapılmalıdır. Sulamada özellikle tüylü yapraklara sahip bitki yapraklarının ıslanmamasına özen gösterilmelidir. Bu bitkiler için, saksı dibine yerleştirilen ve bir delikten alttaki su dolu kaba uzanan fitil yardımıyla yapılan sulamalar önerilir. Ayrıca toprakta nemli koşulları seven bitkiler içine bu yöntemle sulama daha uygundur. Sulamada kullanılacak suyun bazı özelliklere sahip olması gerekir. Söz gelimi pH derecesi, saksı toprağının pH’ını etkilemeyecek nitelikte olmalıdır. Süs bitkileri için en uygun su yağmur suyudur. Çünkü yağmur suyu, hafif asit veya nötr reaksiyon gösterir, bünyesinde çok miktarda erimiş besin maddeleri ve fazla miktarda oksijen içerir. Yağmur suyu sağlama olanağı bulunmadığı durumlarda, fazla miktarda kireç içeren çeşme suları kireçten arıtılmalıdır. Ancak bu suların çoğu kez dinlendirme ve kaynatma yoluyla kireçten arıtılması mümkün değildir. Bu konuda küçük kapasiteli arıtma aygıtından yararlanılabilir. Böyle aygıtların bulunmadığı durumlarda kireçli çeşme suyuna veya kuyu suyuna 1 litreye 2 g olmak üzere demir sülfat, potasyum bikarbonat veya karbonat katılarak oda sıcaklığında bir süre bekletilmesi uygundur. Klor içeren çeşme sularının klora duyarlı süs bitkilerinde gerektiği durumlarda, su kaynatılarak klor buharlaştırılır. 1.6. Sulama Sistemleri Sulamanın amacı, bitki gelişmesi için lazım olan suyu kolay ve randımanlı bir şekilde bitki kök bölgesinde depolamaktır. Bitkilerin su gereksinimleri karşılanırken, fazla su kaybına neden olmayacak ve bitkiye zarar vermeyecek şekilde olmalıdır. Sulamanın uygunluğu ayrıca sulamanın kolay ve ucuz yapılmasına bağlıdır. Sulama yöntemi, sulama suyunun toprağa veriliş şeklini gösterir. Sulu tarım arazisinde uygulanacak sulama yöntemi toprak koşulları, topoğrafik durum, bitki çeşidi, su varlığı, iklim durumu ve bölgenin geleneklerine göre değişir. Sulama yöntemlerini 3 grupta toplayabiliriz. 1.6.1. Toprak Altı Sulama Yöntemleri Toprak altı sulama yapay olarak toprak altından su verilmesi ile taban suyu düzeyinin düzenlenmesi etkinliği olarak tanımlanır. Bu yöntemde su düzeyi, kök bölgesinde hava ve su oranı en iyi şekilde sağlanmalıdır. Toprak altı sulamasında, ıslak toprak ve kanallardan olan buharlaşma kayıplarının yüzey sulama yöntemlerine göre az olmasına karşın, uygulama sahası oldukça azdır. Toprak altı sulamasının çok etkili olmasına karşın bazı sakıncalı yönleri de vardır. Kurak bölgelerde sulama sularının içerdiği tuzlar, sulama suyunun bitkiler tarafından kullanılması veya suyun buharlaşması sonucu toprak yüzeyinde birikebilir. Diğer sakınca da, taban sularının tuz içeriği oldukça yüksektir. Toprak altı sulaması, doğal ve yapay toprak altı sulama olarak iki bölümde incelenir. 1.6.1.1. Doğal Toprak Altı Sulama Doğal toprak altı sulamasının yapılabilmesi için, toprağın jeolojik ve topoğrafik yapısının uygun olması gerekir. Uygulamanın taban suyunun kontrolü ile ilgili olmasından dolayı ve aşırı sızma kayıplarının önlenmesi için oldukça az derinlikte geçirimsiz bir tabaka veya sürekli bir taban suyu bulunmalıdır. Bunun yanında arazi eğiminin çok az olması gerekir. Yoksa bir yandan taban suyu istenilen derinlikte bulunurken, arazinin başka yerindeki bitkiler aşırı ve yetersiz sulama nedeniyle zarar görebilir. Bu yöntemin uygulanması için düze yakın, derin üst toprak (2–7 m) tabakası altında geçirimsiz bir tabakanın bulunması gerekir. Bu yöntemle sulamanın uygulanmasında bitkinin su alımı sırasında su hareketi taban suyundan yukarı doğru olur. Suyla birlikte tuzda yukarı doğru hareket eder. Kurak bölgelerde, toprakta biriken tuz, bitkiler için zararlı olabilir. Böyle yerlerin belirli aralıklarla ve yüzey sulama yöntemleriyle sulanması gerekir. Yağışlı bölgelerde, toprakların geçirgen olduğu yerlerde taban suyu düzeyi, paralel tarla hendekleriyle denetlenebilir. Fazla yağış olduğu zaman suyun, yer çekimi veya pompajla uzaklaştırılması gerekir. 1.6.1.2. Yapay Toprak Altı Sulama Bu yöntemde toprak altına delikli borular yerleştirilir ve borulara basınçlı su verilerek, suyun toprağa sızması sağlanır. Yapay toprak altı sulama düşey geçirgenliği düşük, yatay geçirgenliği yüksek olan topraklarda etkili olarak uygulanabilmektedir. Bu yöntemle çalışmada sürekli basınca gereksinim duyulur. Sistemin yararlı yönleri, buharlaşma kaybının olmaması, sulama randımanının %100’e yakın olması ve suyun ekonomik olarak kullanılmasıdır. Toprak altı sulamasının çeşitli özel istekleri nedeniyle uygulaması sınırlı olan bir yöntemdir. Ayrıca toprak altındaki boruların karıklar gibi sık ve en az 40 cm toprak altına gömülmesi, sistemin ilk tesis masrafını oldukça yükseltir. Toprak altı sulama için gerekli koşulları şöyle sıralayabiliriz. * Toprak tek düze yapılı, yeterli ölçüde derin ve geçirimli yapıda olmalıdır. *Bitişik araziler arasında yükseklik farkının 10 cm’den fazla olmamasına dikkat edilmelidir. * Toprağın içindeki geçirimsiz tabaka yaklaşık olarak toprak yüzeyine paralel olmalıdır. * Bitki büyüme mevsiminde, taban su düzeninin belirli sınırlar arasında tutulması gerekir. * Bitkilerin su gereksinimleri ve köklenme durumları bilinmelidir. 1.6.2. Toprak Yüzeyinden Sulama Sistemi Yüzey sulama yöntemlerinin projelenmesi ve uygulanmasında göz önünde tutulması gereken koşullar şunlardır; *Yetiştirilen bitkinin gereksinim duyduğu su, bitki kök bölgesinde depolanmalıdır. * Yüzey akışı en az düzeyde olmalıdır. *Yüzey akışı olarak kaybedilen su, arazinin alt kısımlarında tekrar kazanılmalıdır. * İşçilik gereksinimi en alt seviyede olmalıdır. * Sulama sistemi tarla sınırlarına uygun olmalıdır. Toprak yüzeyinden sulamada su açılan kanallarla arazi meylinden yararlanılarak parsellere getirilir ve yan kanallarla parsellere verilir. Bu işlem 3 şekilde uygulanır.
1.6.2.1. Salma Sulama Yöntemi Suyun bol ve ürün değerinin düşük olduğu yerlerde ve arazi tesviyesi yapılmadan uygulanan sulama yöntemidir. Bu yöntemde su tarla hendeklerinden saptırılarak tarla üzerinde gelişigüzel yayılmaya bırakılır. Su toprak yüzeyini bir tabaka şeklinde kaplayıncaya kadar sulamaya devam edilir. Sulama süresi, kök bölgesinde gereksinme duyulan su miktarının doluncaya kadar ki geçen zamandır. Salma sulama yönteminin faydalı yönleri şunlardır. * Sulama suyunun sulanacak tarladan en az 0–10 cm gibi yüksekte taşınması sulama için yeterlidir. * Sulama ile tarla yüzeyi olduğu gibi ıslandığından, bitki bölgesinin su eksikliği giderilir. * Sulayıcı zamanını daha iyi değerlendirmiş olur. *Toprak özellikleri ve su miktarındaki değişmelere kolayca ayarlanabilir. * Tarla başlangıçta salma sulama için hazırlanmışsa, bakım masrafları genellikle az olur. Salma sulama yönteminin sakıncalı yönleri de vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz. * Eğimli arazilerde, büyük su akışları ile sulama yapılırsa erozyon sorunu ortaya çıkabilir. * Killi ve ince yapılı topraklarda, toprak yüzeyinin tamamının ıslanmasından dolayı sulamalardan sonra toprak yüzeyinde sert kaymak tabakası oluşur. * Bazı bitkilerin salma sulama ile verimleri düşebilir. Çünkü toprak yüzeyinin iyice ıslanması ve kaymak bağlaması toprağın havalanmasını azaltacağından bitkiye zarar verebilir. 1.6.2.2. Karık Sulama Yöntemi Karık sulaması sıraya ekilen (mısır, meyve ağaçları gibi) bitkilerin sulanmasında kullanılan en uygun yöntemdir. Bitkiler karıkların yüksek olan ve tümsek denilen kısımlarında yetiştirilir. Sulama suyu tümsekler arasındaki çukurlarda akıtılır. Bu yöntem arazinin eğimli olduğu yerlerde veya sulama sularında kabuk bağlayan ve çatlayan topraklarda en uygun bir sulama yöntemidir. Karık yöntemi sulamada karıklar yardımıyla arazinin tüm yüzeyi yerine sadece bir kısmı ıslatıldığından buharlaşma kayıpları diğer yüzey sulama yöntemlerine oranla düşüktür. Karıklar genellikle eğim yönünde açılır. Bazı durumlarda erozyonu önlemek veya karık uzunluklarını eşit kılmak amacıyla karıklar tesviye eğrileri yönünde de açılabilir. Karıkla sulama yönteminin faydaları şunlardır. *Sıra ve çapa bitkilerinin sulanmasında en uygun sulama şeklidir. * Kanallardaki suyun, bitkilerden fazla yüksekte ( 0-15 cm ) olmasına gereksinim yoktur. * Sulama suyunun kontrolü kolaydır. * Az su ile sulama yapmak mümkündür. *Su tüketimi en az seviyede olur. Karıkla sulamanın sakıncaları ise şunlardır. *Her sulamadan önce karıkların açılması ve düzeltilmesi lazımdır. * Tarla su dağıtım sisteminin iyi düzenlenmemesinden dolayı su miktarında kısa süreli değişmeler ve toprak erozyonu meydana gelebilir. *Topraktaki nem eksikliğinin giderilmesi için suyun belirli zamanlarda karıklarda akıtılması zorunluluğu, karığın sonunda yüzey akışına neden olur. 1.6.2.3. Tava Sulama Yöntemi Bu yöntemde sulama etrafı seddelerle çevrili ve düze yakın parsellere büyük akış debilerinin verilmesi ile yapılır. Geniş sınırlar içerisinde değişen toprak ve bitki koşullarında özellikle yonca, hububat, çeşitli yem bitkileri ve sık dikilen bitkiler için iyi bir sulama yöntemidir. Arazinin tavalara ayrılması, eğim yönünde ve seddelerle olur. Seddelerin üst tarafından verilen su, ince kalınlıkta ve seddelerle kontrol edilerek aşağıya doğru akıtılır. Seddelerle fazla su kaybını engellemek için seddeye verilecek şev eğimi ½ dolayında olmalıdır. Sedde yüksekliği, bir sulamada verilecek sulama miktarına, hava payına ve seddelerin oturma payına bağlıdır. İyi hazırlanmış arazilerdeki seddelerin taban genişliği 1- 1,5 m, yüksekliği 20–25 cm arasında değişir. En fazla tava genişliği % 0,5 eğim için 18 m, %1 eğim için 15 m ve %2 eğim için 12 m olmalıdır. Tava uzunluğu deneysel yöntemlerle bulunacağı gibi, tarla denemeleri yapılarak daha doğru değeler elde edilebilir. 1.6.3. Toprak Üstü Sulama Sistemleri Toprak üstü sulama sistemleri yağmurlama ve damlama sulama yöntemlerinden oluşmaktadır. 1.6.3.1. Yağmurlama Sulama Yağmurlama sulama yönteminde arazi üzerinde belirli aralıklarla yerleştirilen yağmurlama başlıklarından basınç altında havaya verilen sulama suyu buradan arazi yüzeyine düşer, infiltrasyonla toprak içerisine girer ve bitki kök bölgesinde depolanır. Bu uygulama biçimi doğal yağışa benzediği için yağmurlama yöntemi adını almıştır. Suyun başlıklardan basınç altında verilmesi için basınçlı bir boru sisteminin bulunması ve işletme basıncının ya pompa birimiyle ya da su kaynağının yüksekte olması nedeniyle yerçekimiyle sağlanması gerekmektedir. Yağmurlama sulama yönteminin yararlarını şöyle sıralayabiliriz. * Dik eğimli arazilerde sulama yapılabilir. Yüzey sulama yöntemleri ile sulanamayan dik eğimli araziler hiç tesviyeye gerek duyulmadan veya çok az bir tesviye ile sulanır. * Su kullanma randımanı yüksektir. Sulama suyunun yağmurlama ile tarlaya uygulanmasında derine sızma, iletim ve yüzey akış yolu ile su kayıpları olmaması nedeniyle su kullanma randımanı yükselmektedir. * Drenaj sorunu meydana gelmez. Yağmurlama ile kontrollü su verilmesi nedeniyle, drenaj sorunu olan yörelerde taban suyunun daha fazla yükselmesi veya kumlu, çakıllı topraklarda aşırı su kaybı önlenmektedir. * Az ve yeknesak su uygulanabilmektedir. Tohumların çimlenebilmesi, fidelerin yer değiştirme ve seyreltilme işlemleri için gerekli olan az miktarda ve yeknesak su uygulaması yapılabilir. * Sulama suyu ile aynı zamanda gübreleme yapılabilir. * Yağmurlama ile bitkiler don ve sıcaktan korunabilir. * Derin olmayan topraklarda da sulama yapılabilir. Yöntemin değinilen yararları yanında uygulamada karşılaşılan sakıncaları da vardır. * İlk tesis masrafları her zaman yüksektir. * Sürekli sulama suyuna ihtiyaç vardır. *Suyun dağılımına rüzgâr olumsuz etki yapar. * Bitkilerin tozlaşmasını olumsuz yönde etkiler. * Sistemin arazi içinde yer değiştirmesi zordur. Yağmurlama sisteminin unsurları şunlardır. * Su kaynağı: Bu yöntemde her türlü su kaynağından yararlanılabilir. Yani herhangi bir akarsu, göl, derin kuyu, gölet,. baraj, sulama kanalı vb. olabilir. Suyun kalite açısından sulamaya uygun olması ve fazla miktarda zararlı madde içermemesi gerekir. Aksi halde bu maddeler boru hatları ve başlıklarda tıkanmaya neden olacaktır. * Pompa birimi: Yağmurlama sulama sistemlerinde gerekli işletme basıncı pompa birimi ile sağlanır. Statik emme yüksekliğinin fazla olmadığı koşullarda merkezkaç tipi, derin kuyularda dik milli derin kuyu pompalar ya da dalgıç tipi pompalar kullanılır. Pompalar ya akaryakıtla ya da elektrikle işletilir. İşletme kolaylığı, tesis maliyeti ve enerji girdilerinde sağladığı ekonomi nedeniyle daha çok elektrik motorlu pompalar tercih edilir. * Boru hatları: Ana boru hattı, kaynaktan alınan suyu lateral (yan) boru hatlarına iletir. Bu borular gömülü veya açıkta olabilir. Ancak arazide yer kaplamaması ve işletme kolaylığı yönünden gömülü olması gerekir. Lateral boru hatları üzerinde yağmurlama başlığı bulunan hatlardır. Ana boru hattından aldıkları suyu yağmurlama başlıklarına iletir ve genellikle toprak yüzeyine döşenebildikleri gibi sabit sistemlerde toprak altına da döşenebilmektedir. * Yağmurlama başlıkları: Yağmurlama başlıkları lateral boru hatları üzerinde yer alır. Lateral boru hatları ile yağmurlama başlıkları arasındaki bağlantı bitki boyuna göre seçilen yükseltici borularla sağlanır. Yağmurlama başlıkları dönüş hızlarına, işletme basınçlarına ve işlevlerine göre sınıflandırılabilir; başlık dönme hızı dakikada 1 devirden az ise yavaş dönen, 1 devirden fazla ise hızlı dönen başlık adını alır. Uygulamada dönme hızı 0,8–1,2 d/d olan başlıklar yaygındır. Aynı şekilde işletme basıncı 2 atmosferden az ise düşük basınçlı, 2–4 atmosfer ise orta basınçlı, 4 atmosferden fazla ise yüksek basınçlı başlık, 6–8 atmosfer basınçla çalışan sistemlere de jet tipi yağmurlama başlığı denmektedi *Mini sprinkler: yağmurlama sulama yönteminde kullanılan özel bir yöntemdir. Özellikle meyve bahçelerinin ağaç altından sulanmasında özel olarak yapılmış küçük yağmurlama başlıkları kullanılmaktadır. Bu sistemde her ağaç sırasına yüzeye serili bir PE ( polietilen) lateral boru hattı döşenir. Her ağacın altına özel olarak yapılmış küçük bir yağmurlama başlığı yerleştirilir. Sistem bütünüyle sabittir. Sulama sezonu sonunda toprak yüzeyine serili lateral boru hatlarıyla yağmurlama başlıkları da toplanmalıdır. Bu tip sistemlere ağaç altı mikro yağmurlama sistemi de denilmektedir. Bu sistemlerde işletme basıncı 1–2 atmosfer kadardır. Bir yağmurlama başlığı yaklaşık bir ağaç tacının çapı kadar bir alanı ıslatır. Avantajlarını şöyle sıralayabiliriz. *Bütün su iletim sisteminin gömülü olması nedeniyle zirai faaliyeti engellemez. * Sistemin tümden gömülü olması nedeniyle ömrünün uzun olması kuş ve kemirgenlerden zarar görmemesini sağlar. *Metot ağaç kök gelişimine rahatça ayak uydurabilir. * Normal yağmurlama sistemlerine göre ilk tesis giderleri daha azdır. * Damla sulamaya göre meme delikleri daha büyük olduğu için daha geniş açıklıklı filtreden geçirilerek kullanılabilir. *Damla sulama yöntemine göre daha fazla alan ıslatıldığı için ağacın kök yapısının doğal olarak yayılabilir. *Normal yağmurlama sistemlerinde ağaç tacının sulama sırasında ıslanması nedeniyle meyve ve yapraklarda mantari hastalıklar gelişir. Bunlar çoğu zaman kullanılamadığı halde mini springin burada emniyetle kullanılabilmesidir. 1.6.3.2. Damla Sulama Damla sulama yönteminde temel ilke, bitkide nem eksikliğinden kaynaklanan bir gerilim oluşturmadan, her defasında az miktarda sulama suyunu sık aralıklarla yalnızca bitki köklerine vermektir. Bu yöntemde bitkilere bazen her gün, hatta günde birden fazla sulama yapılabilmektedir. Damla sulama yönteminde arındırılmış su, basınçlı bir boru ağıyla bitki yakınına yerleştirilen damlatıcılara kadar iletilir ve damlatıcılardan düşük basınç altında toprak yüzeyine verilir. Su buradan infiltrasyonla toprak içerisine girer, yer çekimi ve kapillar kuvvetlerin etkisi ile bitki köklerinin geliştiği toprağı ıslatır. Başka bir deyişle, bu yöntemde genellikle alanın tamamı ıslanmaz. Bitki sırası boyunca ıslak bir şerit elde edilir. Bitki sıraları arasında ıslatılmayan kuru bir alan kalır. Böylece, mevcut sulama suyundan en üst düzeyde yararlanılır. Damla sulama sistemi sabit sistem biçimindedir. Sistem unsurları, sulama mevsimi boyunca aynı konumda kalır. Damlama sulama yönteminin yararlarını şöyle sıralayabiliriz. Su kullanma randımanı yüksektir. Su damlalarının havadaki hareketinin olmamasından dolayı, bitkinin üst kısımlarını ıslatılmaz. Böylece ıslatılan alan dışında toprak yüzeyinde buharlaşma kaybı en alt düzeydedir. Damlama sulamada birim alan için gereken su miktarı, su ekonomisi sağlar. Yabancı otların gelişmesine imkân vermez. Bitkiler arası boşlukların sulanmaması nedeniyle yabancı ot gelişimi sınırlı olur. Verimde artış meydana gelir. İyi bir toprak havalanması olur. Toprak gözeneklerinin suyla dolmaması nedeniyle damlama sulama yönteminde etkin toprak havalandırılması sağlanmaktadır. Sulama suyu tuzlu olsa bile sulamada kullanılabilmektedir. Dar ve uygun olmayan yerlerde bu yöntemle sulama yapılabilir. Damlama sulama yönteminin sakıncaları ise şunlardır. İlk tesis masrafları daima yüksektir. Arazide tam bir eş su dağılımı sağlamamaktadır. Tuz birikimine sebep olmaktadır. Damlama sulama ile kök bölgesinin bir kısmı ıslanır. Bu nedenle bitki kök bölgesinin gelişmesi her bir damlatıcı çevresindeki nemli alanla sınırlıdır. Bitkilerin en iyi şekilde gelişmesi için çok küçük bir ıslak alana gereksinim vardır. Damlatıcı bu alanı ıslatmazsa bitkilerin gelişmesi için yeterli su sağlanmış olmaz. Damlatıcıların tıkanması en önemli sorundur. Damlama sulama, çok küçük bir su uygulama hızına dayanır. Düşük debilerin sağlanabilmesi için suyun toprağa verildiği açıklıkların son derece küçük olması nedeniyle bir damlatıcının çapı 1 mm veya daha azdır. Bunun sonucu olarak, böyle küçük açıklıklar önlemler alınmazsa tıkanabilir. Tıkanma, olağan koşullar altında mikroorganizmalar, organik maddeler ve kimyasal maddelerin etkisiyle olabilir. Bu sorunları ortadan kaldırıcı önlemlerin yanında, yosunlaşmayı önlemek ve bakteri gelişimini azaltmak için sistemi oluşturan unsurlar siyah renkte olmalıdır. Tıkanmanın önlenmesinde birkaç yöntem kullanılabilir. Sudaki kirliliğe bağlı olarak birden fazla yöntem de gerekli olabilir. Bu yöntemler elektrikli ve çakıllı süzgeçler, basınçlı su veya havanın kullanılmasıdır. Damla sulama sisteminin oluşturan bazı unsurlar vardır. Bir damla sulama sistemi sırasıyla pompa birimi, kontrol birimi, ana boru hattı, manifold boru hatları, lateral boru hatları ve damlatıcılardan oluşur. Su kaynağı: Damla sulama yönteminde her türlü su kaynağından faydalanılabilir. Ancak suyun fazla miktarda kum ve yüzücü cisim içermemesi gerekir. Ayrıca, fazla miktarda kalsiyum ve magnezyum bileşikleri ile demir bileşikleri içeren sular da damla sulama yöntemi için uygun değildir. Pompa birimi; Su kaynağının yeteri kadar yüksekte olmadığı şartlarda gerekli basınç pompa ile sağlanır. Su kaynağının tipine bağlı olarak santrifüj, derin kuyu ya da dalgıç tipi pompalardan biri kullanılabilir. Pompanın elektrik motoru ile çalıştırılması tercih edilir. Kontrol birimi; Damla sulamada, suyun çok iyi süzüldükten sonra sisteme verilmesi gerekir. Yoksa damlatıcıların tıkanması sorunuyla karşılaşılır. Bu işlem kontrol biriminde yapılır. Kontrol biriminde ayrıca, sisteme verilecek sulama suyunun basınç ve miktarı denetlenir. Kontrol birimi genellikle ana boru hattının başlangıcına kurulur. Kontrol biriminde; hidrosiklon, kum-çakıl filtre tankı, gübre tankı, elek filtre, basınç regülatörü, su ölçüm araçları, manometreler ve vanalar bulunur. Hidrosiklon, suda bulunabilecek kum parçacıklarının sisteme girmeden önce tutulduğu araçtır. Su hidrosiklonun üst kısmından çepere doğru girer ve çeper boyunca aşağıya doğru iner. Daha sonra su ortadan yukarıya doğru yükselir ve kum parçacıkları ağır olduğundan tabanda kalır. Kumdan arınan su daha sonra hidrosiklonun üzerinden sisteme verilir. Tabanda biriken kum belirli aralıklarla temizlenir. Kum çakıl, filtre tankında, sulama suyunda bulunabilecek yüzücü cisimler tutulur. Su tanka üstten girer, kum ve çakıl katmanlarından geçtikten sonra tankın altından çıkar. Bu arada yüzücü cisimler genellikle üst kesimde tutulur. Tankın tabanında, etrafı elek filtre ile sarılmış delikli boru bulunur. Burada amaç, tanktan su ile birlikte kumun çıkışını engellemektir. Kum çakıl filtre tankında ayrıca suyun alttan girişini ve üstteki vanadan çıkışını sağlayan geri yıkama borusu bulunur. Bu boru aracılığıyla, zaman zaman tankın üst kesiminde biriken yüzücü cisimler yıkanarak tank temizlenir. Damla sulama sistemlerinde bitki besin maddeleri sulama suyuna karıştırılarak uygulanır. Bu amaçla sıvı gübre kullanılır. Sulanacak alanın büyüklüğüne göre hesaplanan sıvı gübre miktarı, kontrol birimindeki gübre tankının içerisine konur. Gübre tankı ana boruya üzerinde vanalar bulunan hortumlarla iki noktadan bağlanır. Biri gübre tankına su girişi, diğeri ise su çıkışı içindir. Ana boru üzerine ayrıca, değinilen iki nokta arasında basınç farklılığı oluşturmak amacıyla bir vana daha yerleştirilir. Gübre uygulanacağı zaman ana boru üzerindeki vana kısmen kapatılır, gübre tankı giriş ve çıkış vanaları açılır. Böylece, ana borudaki suyun bir kısmı gübre tankına girer, sıvı gübre ile karışır ve tekrar ana boruya döner. 2. GÜBRELEME 2.1. Besin Elementleri Tüm kültür bitkilerinde amaç, nicelik ve nitelik yönünden kaliteli ürün elde etmektir. Bu amaca ulaşmak için mutlaka gübreleme yapmak gerekir. Bitkiler yaşamlarını sürdürebilmek için bazı besin maddelerini mutlaka almak zorundadır. Bazı elementler vardır ki, bunların birisinin yokluğunda bile bitkilerin gelişimi olumsuz yönde etkilenir. Bunlardan herhangi birinin yerini bir başka element dolduramaz. Bitki büyüme ve gelişmesi için ‘mutlaka gerekli elementler’ adı verilen bu elementler; karbon (C), hidrojen (H), oksijen (O), azot (N), fosfor (P), potasyum (K), kalsiyum (Ca), magnezyum (Mg), kükürt (S), demir (F), manganez (Mn), çinko (Zn), bakır (Cu), bor (B), molibden (Mo), klor (Cl) ve sodyum (Na)’dur. Bitki büyüme ve gelişmesi için mutlak gerekli olan elementler genellikle 2 grup altında incelenmektedir. Makro elementler: Bitkilerin yapısında fazlaca bulunan ve bitkiler tarafından çok miktarda ihtiyaç duyulan elementlerdir. C, H, O, N, P, K, Ca, Mg, S bu gruba girer. Mikro elementler: Çok az miktarı bile bitkilerin ihtiyaçlarını karşılamaya yeten ve bitki bünyesinde çok az bulunan elementlerdir. Fe, Mn, Zn, Cu, B, Mo, Cl ve Na bu grubu oluşturur. Karbon ve oksijenin büyük bir kısmı doğrudan doğruya havadan sağlanır ve hidrojen de sudan sağlandığından bunların noksanlıkları söz konusu değildir. Makro elementlerden temel bitki besin elementleri olarak bilinenler N, P ve K bitkisel organizmada fazla kullanıldığından, toprakta noksanlığına en çok rastlanan bitki besin maddeleridir. Bu nedenle, önce temel besin maddelerinin, süs bitkilerinin ve tüm bitkilerin gelişmesindeki etkileri üzerinde durmak gerekir. • Azot (N): Bitki gelişmesinde hayati önemi olan bitki besin maddesidir. Protoplazmanın yapısını oluşturduğu gibi, kolrofik moleküllerinin yapılarında da yer alır. Bitkilerin toprak üstü vegatatif kısımlarının iyi gelişmesini sağlar. • Fosfor (P): Azotta olduğu gibi proteinlerin, nükleik asitlerin ve bazı enzimlerin yapılarında yer alır. Bitkilerde çiçek tomurcuğu oluşumu, çiçeklenme, çiçeklerde renk oluşumu, çiçeklenme süresinin uzatılması, dölleneme, meyve büyüklüğü ve ayrıca kök gelişimini artırıcı etki yapar. • Potasyum (K): Gerçek görevleri tam olarak bilinmemekle birlikte bitki bünyesinde yaşamsal birçok fizyolojik olayda rol oynadığı kesindir. Bitkilerde dokuların dayanıklılığı, çiçeklerde rengin koyuluğu ve kokusunu artırıcı etkiler yapar. Ayrıca bitkilerin hastalık ve kuraklığa karşı dayanıklılığını artırır. Günümüzde ülkemiz ve dünyada üretilen ticaret gübreleri genel olarak bu üç bitki besin maddelerini içermektedir. Ticari gübreler; *Azotlu, * Fosforlu, *Potasyumlu, * Kompoze ( karışık ) gübreler olarak gruplandırılmaktadır. 2.1.1. Besin Elementlerinin Noksanlığında Ortaya Çıkan Belirtiler Besin maddeleri noksanlığında ortaya çıkan belirtiler gelişmenin zayıflaması ve kökün gövdeye oranla daha güçlü bir gelişme göstermesidir. Noksanlığın uzun sürmesi durumunda ise belirtiler bitkilerin ölmesine, çiçek oluşumunun zayıflamasına, çiçek sayısının azalmasına, çiçeklerin küçük kalmalarına ve renklerinin bozulmalarına neden olur. Besin maddeleri noksanlığında bitkilerde ortaya çıkan belirtiler şöyledir. * Azot noksanlığı; Azot bitki bünyesinde hareketli halde olup yaşlı organlardan genç organlara kolaylıkla taşınır. Bu sebeple, azot noksanlığı belirtileri önce yaşlı yapraklarda daha sonra genç yapraklarda görülür. Azot azlığı durumunda yaşlı yapraklardaki proteinler aminoasitlere parçalanır ve genç yapraklara taşınarak orada yeniden proteinlerin sentezine katılır. Azot noksanlığında ilk belirti, yaşlı yapraklarda açık yeşil rengin oluşumu ve daha sonra yaprakların yeşilimsi sarı, sarımsı yeşil, sarı renk olarak daha şiddetli noksanlıklar halinde krem rengine dönüşmeleridir. Üstteki genç yapraklar bu durumda yeşil renklerini koruyabilir, ancak olmaları gerektiğinden daha küçük hale gelir. Aşırı azot noksanlığı durumunda kloroz bütün yaprak yüzeyini kapsar ve yaşlı yaprak nekroz oluşmadan önce dökülür. Yaprak dökümü aşağıdan yukarıya doğru bir yol izler. Ayrıca sürgün oluşumu zayıflar, var olan sürgünler sertleşerek odunsu bir durum alır. Çiçek oluşumu da azot noksanlığından etkilenir. Noksanlığın derecesine bağlı olarak çiçek oluşumu geriler. Oluşabilen çiçekler ise normalden küçük kalır ve renkleri bozulur. Genellikle azot noksanlığına çiçeklerin dayanıklılığı iyidir. Kökler gövdeye oranla daha uzun, yan kök oluşumu zayıf ve az, kök rengi beyaz olur. *Fosfor noksanlığı: Belirtiler önce yaşlı yapraklarda başlar. İlk belirti, yaprakların parlaklığının kaybolarak donuk bir renk almasıdır. Daha sonra yeşil renk arasında ve genellikle yaprağın alt tarafındaki ana damarlar boyunca kırmızı, sarı ve mavimsi pigmentler görülmeye başlar. Noksanlık ilerledikçe bu renklenme durumu yaprakların her tarafına yayılır. Bu süre içinde genç yapraklar yeşil kalır, ancak çoğu kez normal büyüklüklerinin onda biri kadar küçülmüş durumdadır. Yaşlı yapraklar genellikle nekrozdan önce ya da ölmeden dökülür. Eğer dökülmezlerse yaprak uçlarında nekroz başlar ve dibe doğru ilerler. Fosfor noksanlığında gelişme zayıf, bitki sapı ince ve yan dal oluşumu azdır. Tomurcuk ve çiçek oluşumunda şiddetli azalama görür. Çiçekler normalden küçük ve renkleri bozuktur. Bazen erken çiçek dökümü olabilir. Kök gelişi zayıf ve özellikle kılcal kök sayısı azdır. Kökler kırmızı kahverengi görünümündedir. Yumru köklü bitkilerde de kök oluşumu gerilemektedir. Fosfor noksanlığı, bitkilerin bulaşma, hastalıklarına yakalanma eğilimi arttırır. *Potasyum noksanlığı; Noksanlık belirtileri önce yaşlı yapraklarda başlar. Çoğu kez potasyum noksanlığı ile birlikte ortaya çıkan herhangi bir kloroz yoktur. Ancak yaprakların belirli kısımları canlı veya yeşil halden nekrotik yani kahve renge dönüşmeye başlar. Nekroz genellikle yaprak uçlarından veya alttaki kenarlarından başlar, yaprak tabanına doğru ilerler, ya da yaprak tabanında daha şiddetli olmak üzere yaprak üzerinde muntazam olmayan benekler halinde başlar. Bazen bu iki görünüme birden rastlanır. Dipteki yaprakların dökümü aşağıdan yukarıya doğrudur. Başlangıçta gelişme kuvvetli ve sürgün oluşumu iyidir. Ancak çiçeklenme zamanında potasyum noksanlığı belirtileri birdenbire kendini gösterir. Bitki çok çabuk solar, tomurcuk oluşumu azalır. Çiçek büyüklüğü normal düzeye ulaşmaz ve çiçek rengi soluk kalır. Kökler uzun, yan kök oluşumu ise azdır. Kök görünümü sarımsı renkte ve sümüksü bir durumdadır. Bitkinin mantari hastalıklara yakalanma eğilimi artar. *Kalsiyum noksanlığı: Kalsiyum bitki bünyesinde tümüyle hareketsiz haldedir. Yani bitki bünyesinde yaşlı organlardan genç organlara taşınmaz. Bu nedenle kalsiyum noksanlığında belirtiler önce bitkinin genç organlarında kendini gösterir. Uçta bulunan yapraklar herhangi bir kloroz görüntüsüne bürünmeksizin küçülür ve yaşlı yapraklar kalın ve gevrek olur. Büyüme noktaları çoğunlukla öldüğü gibi bitkide yeni sürgünler oluşmaz ve kök sistemi de zarar görür. *Magnezyum noksanlığı; Noksanlık belirtisi önce alttaki yaşlı yapraklardan başlar. İnce ağ şeklinde damarları olan yapraklarda noksanlık belirtisi çok belirgindir. Klorofil oluşumunun azalması nedeniyle ortaya çıkan kloroz gerçekte bronz sarısı renkte olup magnezyum noksanlığına bronzlaşma hastalığı da denir. Kloritik görünüm, yaprak ucunda V şeklinde yeşil alan bırakarak ilerler ve daha sonra yaprak tabanında yine V şeklinde teşkil eden bir alan kalarak orta kısımlar sararır. Noksanlık ilerledikçe yaprak uçları önce yeşil rengini yitirir, bunu dip kısımlar izler. Bu arada klorozun ilk göründüğü alttaki kenarlarda nekroz başlar. Magnezyum noksanlığında çiçek oluşumu da önemli derecede azalır. Kökler gövdeye oranla daha kısa görünüm alır. *Kükürt noksanlığı; Yetiştiricilikte kükürt noksanlığı pek görülmez. Bunun nedeni kullanılan çeşitli gübrelerin kükürt içermesi ve bu yolla toprağa kükürt verilmesidir. Bununla birlikte yetiştiricilerin tümüyle sıvı gübreleme programlarına dönmeleri ve kullanılan element kaynağının kükürt içermemesi nedeniyle kükürt noksanlığı da sorun olmaya başlamıştır. Kükürt de toprakta yıkanılabilir bileşikler halinde bulunur. Ancak bitki bünyesinde hareketsizdir ve noksanlık belirtileri önce genç yapraklarda başlar. Ayrıca, yaprak damarları aralarından daha açık bir renk alır. Bitkinin gelişi zayıf ve kök rengi beyazdır. *Demir noksanlığı; Demir bitki bünyesinde göreli olarak daha az hareketli bulunur. Bu nedenle noksanlık belirtileri genç yapraklarda yaşlı yapraklardan bir süre önce görülür ve genç yapraklar daha fazla etkilenir. Tipik demir noksanlığı yaprak damarları arasının sararması ile başlar. Damarların yeşil renklerini korumalarına karşın, damarlar arası yeşilimsi sarı ve sonunda krem rengine döner. Noksanlığın ilerlemesi halinde yaprak damarları da yeşil rengini yitirir ve bundan bütün yapraklar etkilenir. Yapraklar küçük ve kesintili görünümlüdür. Demir noksanlığında bitkilerde gelişme zayıftır. Çiçekler normalden küçük kalır ve renkleri beyaz olur. Kökler gövdeye oranla daha kısa ve kahve renklidir. *Manganez noksanlığı: Noksanlık belirtileri genç yapraklarda başlar ve demir noksanlığına benzer. Demir noksanlığından farkı ise ana ve ince damarlar boyunca yeşil renk şeritlerinin daha belirgin ve geniş olmasıdır. Ayrıca, yapraklarda damarlar arası sararma demir noksanlığında olduğu gibi şiddetli olmayıp yeşilimsi sarı durumdan ileriye nadiren döner. Çoğu kez benzer yönleri nedeniyle manganez, magnezyum ve çinko noksanlık belirtileri birbirleriyle karıştırılır. Noksanlık halinde yapraklarda damarlar arası sararma, manganezde önce genç yapraklarda görülmesine rağmen, magnezyumda bu sararma önce yaşlı yapraklarda görülür. Çinkoda ise yaprakların şekil bozukluğu da aynı zamanda görülür. *Çinko noksanlığı: Çinko bitki bünyesinde hareketsizdir. Bu nedenle noksanlık belirtileri önce genç yapraklarda başlar. Belirti, yaprakların küçülmesi şeklinde kendini gösterir. Yaprak genişliği uzunluğuna göre daha hızlı küçülür ve yaprak uzun şekilde görülür. Boğumlar arası son derece kısalır ve uçtaki yapraklar rozet halini alır. Yarı gölge veya gölge yerlerde yetişen bitkilerde çinko noksanlığının bol ışıkla gelişen bitkilere oranla daha kolay ortaya çıkmasıdır. *Bakır noksanlığı: Bakır bitki bünyesinde hareketsizdir. Bu nedenle noksanlık belirtileri önce genç organlarda görülür. Bakır noksanlığı bitkide büyümenin gerilemesine neden olur. Uçtaki yapraklar küçülerek normal büyüklüklerinin beşte birine kadar düşer. Noksanlığın devam etmesi halinde uç kısımlar ölür. Çok sayıda zayıf yan sürgün oluşur. Çiçek oluşumu ve kök gelişimi de bakır noksanlığından etkilenir. Yaprakların dökülmesi yukarıdan aşağıya doğru bir yön izler. Zararlanma özellikle sıcak güneşli günlerde kendini gösterir. *Bor noksanlığı: Bor noksanlığı, önce boğum aralarının kısalmasıyla kendini gösterir. Daha sonra sap kısımları kalınlaşır ve yapraklar küçülerek sertleşir. Gövdede boğumların hemen altında derinleşen siyah benekler oluşur. *Molibden noksanlığı: Birçok geniş yapraklı bitkilerde molibden noksanlığına şerit yaprak adı verilir. Noksanlıktan etkilenen yapraklar pürüzlü ve kalındır. Yaprak kenarları düzensiz şekilde eğilir, bükülür ve darlaşan yapraklar kıvrılır. Ayrıca yapraklar karakteristik şekilde yukarı doğru kıvrılır. 2.1.2. Besin Elementlerinin Fazlalığında Ortaya Çıkan Belirtiler Besin maddeleri fazlalıkları da bitkilerde beslenme düzeninin bozulmasına yol açmaktadır. Bunun yanında ayırt edici nitelikte bazı belirtilerin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Süs bitkilerinde besin maddesi fazlalığına rastlanmaz. Bu açıdan besin maddeleri arasında farklar bulunmaktadır. Özellikle azot ve bor fazlalığından dolayı zararlanmalara sık sık rastlanmasına karşın, fosforun fazlalığı toprakta çeşitli yollarda ve önemli miktarda tutulması sebebiyle pek az rastlanan olgudur. Besin maddeleri yoğunluğunun fazlalığı bitki gelişimi üzerinde doğrudan veya dolaylı olmak üzere iki şekilde olumsuz etki yapmaktadır. Dolaylı etki bazı besin maddesi fazlalıklarının başka besin maddesi alımlarının engellenmesi ve bitkilerde bu besin maddelerinin noksanlıklarına neden olmasıdır. Doğrudan etki ise, yetiştirme ortamında aşırı mineral madde kullanımı sonucu, tuz yoğunluğunun artarak bitkilerin su alımını etkiler. Bu da bitkilerde su düzeninin bozulmasına sebep olur. *Azot fazlalığı: Büyümede görülen aşırı gelişme nedeniyle dokuların yumuşak olması sorunu ortaya çıkar. Yapraklar koyu yeşil renkte, büyük ve şişkindir. Üstlerinde çoğunlukla nokta şeklinde kabarcıklar görülür. Genç yapraklarda şekil bozuklukları ve yaprağın bir yanının kırmızı kahverengi olduğu gözlenir. Çiçek oluşumu ve dayanıklılığı azalır, çiçeklerin renkleri bozulur. Bitkilerde hastalıklara karşı duyarlılık artar. Azotlu gübrelerin aşırı kullanımı ayrıca bakır noksanlığına neden olur. * Potasyum fazlalığı: Yaşlı yapraklarda zamanından önce sararmalar meydana gelir. Çiçekler küçük, yaprak rengi beyazımsı yeşil olur. Potasyumlu gübrelerin aşırı kullanımı bitkilerin azot, kalsiyum, manganez alımlarını önemli ölçüde etkiler. * Fosfor fazlalığı; Bitkilerde klorozlu veya yeşil renkli olur. Yaprak kenarlarında önce sarı, sonra kahverengi kırmızı beneklenme görülür. Daha sonra beneklenen kısımlar ölür. Zararlanmalar çoğunlukla demir, çinko, bakır gibi mikro besin elementlerinin tutulmalarıyla ilgili bulunmaktadır. * Kalsiyum Fazlalığı: Fazla kalsiyum demir, manganez ve bor gibi mikro besin elementlerinin alımını engeller. Bitkilerde bunlara ilişkin noksanlık belirtilerinin görülmesine neden olur. *Demir Fazlalığı: Demirin fazlası gelişmenin zayıflamasına, çiçek oluşumunun azalmasına, yaprak uçlarının ölmesine neden olur. Demir fazlalığı fosfor noksanlığı belirtilerine benzerlik gösterir. *Bakır fazlalığı: Fazla bakır demir klorozun meydana gelmesine neden olur. Ayırt edici nitelik olarak bitki yaprakları önce açık yeşil, sonraları kahverengine döner. Daha sonra ölü benekler görülen yapraklar dökülür. Bakır fazlalığı ayrıca molibden alımını olumsuz yönde etkiler. * Bor fazlalığı: Yaprak kenarları kıvrılır ve ölür. İleri aşamada yaprakların iç kısmında nekrozlu benekler oluşur. Bunun sonucunda yapraklar aşağıdan yukarıya doğru bir yön izleyerek dökülür. Genç yapraklarda da şekil bozuklulukları ve kloroz görülür. Çiçekleri ise normalden küçük ve renkleri soluktur. * Klor fazlalığı: Yaprak uçlarında ölme ve yaprak kenarlarında yanma, yaprak renginin kahverengi ile kırmızı kahverengi arasında değişmesi klor fazlalığının tipik belirtisidir. *Kükürt fazlalığı: Yapraklar beyazımsı yeşil renk alır. Ayrıca yaşlı yapraklarda kırmızı mor beneklerin ortaya çıkmasına neden olur. * Manganez Fazlalığı: Demir noksanlığına neden olur. *Çinko Fazlalığı: Bitkilerde önce kloroza sonra ölüme neden olur. 2.2. Gübrelemenin Esasları 2.2.1. Toprak Etmenleri Bitkiler beslenmeleri için gerekli olan elementleri, başlıca topraktan alır. Bu nedenle yapılacak gübrelemenin, yetiştirme ortamında bulunan alınabilir durumdaki bitki besin maddelerinin miktarına göre ayarlanması gerekir. Ortamdaki besin maddesi az ise verilecek gübre miktarı da çok olacaktır. Bunu belirlemek için toprak analizleri yapılır. Analiz sonuçları sınır değerleri ile karşılaştırılarak gerekli gübreleme miktarı saptanır. Öte yandan pH ile toprak reaksiyonu da çok önemlidir. Çünkü çeşitli pH değerleri topraktaki bazı bitki besin maddelerinin çözünürlüklerinin artmasını veya azalmasını sağladığından bitki gelişmesini olumlu veya olumsuz yönde etkiler. Bu nedenle toprağın pH’ı da gübrelemede göz önüne alınmalıdır. Aşırı derecede asit veya alkali topraklara gübre uygulanırken pH’ı istenilen düzeye getirecek önlemlerin de alınması gerekir. Yetiştirme ortamının pH’ı bitkinin istediği pH derecesinden düşükse, ya ortama doğrudan kireç verilir veya gübrelemede fizyolojik alkali reaksiyonlu gübreler tercih edilir. Eğer ortamın pH’ı bitkinin istediği pH derecesinin üstünde ise, bu durumda ortama ya kükürt katılır veya gübrelemede fizyolojik asit reaksiyonlu gübreler tercih edilir. 2.2.2. Bitki Etmenleri Bitkilerin besin maddesi gereksinimleri birbirinden farklıdır. Ayrıca özellikle üç temel bitki besin maddesinin (N, P, K) yetiştirme ortamındaki uygun değer oranları da bitki türlerine bağlı olarak değişir. Bitkide beslenme bozukluklarının görülmemesi için bu oranın kesinlikle dengeli olması gerekir. Bitkilerin uygun ve dengeli beslenip beslenmediği iki şekilde belirlenir. Bitki analizleri ve bitki besin maddelerinin noksanlık veya fazlalıklarına ortaya çıkan belirtilerin dikkatlice gözlenmesidir. Bitkilerde ortaya çıkan belirtilerin doğru olarak tanınmasında çoğu zaman güçlüklerle karşılaşılır. Mesela aynı anda birden çok besin maddesi noksanlığı olabileceği gibi, uygun olmayan iklim ve toprak etmenleriyle hastalık etkileri de besin maddeleri noksanlıklarına benzeyen belirtilerin ortaya çıkmasına yol açabilir. Bu durumda doku incelemesi yapmak gerekir. Tanımada en önemli kolaylık, bütün bitkilerde ortaya çıkan bu belirtilerin genellikle benzer oluşlarıdır 2.3. Gübreleme Tüm kültür bitkileri sağlıklı bir gelişim için yeterli ve dengeli bir beslenmeye ihtiyaç duyar. Dolayısıyla, bitkilerin yetiştirildikleri ortamdaki besin maddeleri miktarları, gereksinimleri karşılayacak düzeyde tutulmalıdır. Bu da, değişik yollarla kayba uğrayarak eksilen bitki besin maddelerinin yetiştirme ortamına yeniden katılmaları sağlanır. Toprakların özelliklerini düzeltmek, bitkisel üretimi nitelik ve nicelik yönünden artırmak amacıyla toprağa verilen her türlü organik ve inorganik kökenli maddelere gübre, bu maddelerin toprağa verilme işlemine gübreleme adı verilir. Bitkilerde uygun olan gübreleme biçimi, bitkinin gelişme dönemine bağlı olarak besin maddeleri arasındaki dengenin uygun biçimde ayarlanabildiği bir gübrelemedir. Söz gelişi, vegatatif gelişimin başlangıcında veya genç bitkilerde azotça zengin bir gübreleme programı yapılması gerekir. Böylece bitkinin yaprak ve sürgün oluşumu hızlandırılmış olur. Tomurcuklanma ve çiçek açma döneminde ise, çiçeklenmeyi özendirmek ve çiçek kalitesini artırmak için fosfor ve potasyum ağırlıklı gübrelerin kullanılması gerekir. Gelişmiş ülkelerde N, P ve K elementlerini değişik oranlarda içeren çok çeşitli kompoze gübreler üretilmektedir. Üretilen bu gübreleri, yetiştirici kullanmaktadır. Ülkemizde ise, özellikle süs bitkileri yetiştiriciliğinde istenilen N, P, K oranını içeren gübre karışımı bulmak pek mümkün değildir. Bu amaçla, var olan herhangi bir kompoze gübre içerisine istenilen besin maddesini tek olarak içeren bir başka gübreyi katmak suretiyle uygun N, P, K oranlarında gübre karışımları elde etmek mümkündür. İyi bir çiçekli bitki için gübre karışımı çok fazla N içermemelidir. Eğer bu bitkilerin beslenmesinde N’li gübre fazlaca kullanılırsa yaprak gelişimi hızlanır. Bu da üreticiye gübrenin çok yararlı izlenimini verir. Ancak daha sonraki dönemlerde çiçek oluşumunun yetersiz kaldığı görülür. Gübrelemede en uygun N: P2 O5 : K2 O oranı 6:4:6 şeklinde olmalıdır. Ülkemizde yakın zamana kadar süs bitkileri yetiştiriciliğinde daha çok katı veya toz halindeki gübreler kullanılmaktaydı. Ancak son yıllarda dış ülkelerde olduğu gibi, yoğunlaştırılmış eriyikler halindeki çeşitli sıvı gübreler ticâri amaçla üretilmeye ve kullanılmaya başlanmıştır. Sıvı gübrelerin çoğu yapraktan püskürtülerek uygulanmakla birlikte, bir kısım sıvı gübrelerde belirli oranlarda seyreltilerek toprağa verilebilmektedir. Süs bitkilerinin gübrelenmesinde dikkat edilmesi gerekli konuları şöyle sıralayabiliriz. * Düşük konsantrasyonda ve az yapılan gübreleme, yüksek konsantrasyonda ve birden bire yapılan gübrelemeye daima tercih edilmelidir. * Gübreleme de kullanılacak gübreler hafif asit özellikte olmalıdır. *Gübrelemeden önce verileceği ortam iyice sulanmalıdır. * Gübreleme kesinlikle doğrudan güneş altında yapılmamalıdır. Bitkilerin akşama doğru serin havada gübrelenmesi tercih edilmelidir. Böylece rast gele yapraklara damlayan besin eriyiğinin yanık lekeleri oluşturmasına engel olunur. * İlke olarak dinlenme döneminde gübreleme yapılmaz. Bu nedenle gübrelemeye sonbahar başlangıcında son verilmelidir. Ancak kışın sıcak yerlerde bulunanlar dinlenme dönemine giremeyen sürekli yeşil otsu bitkilere ayda bir kez düşük konsantrasyonda gübreleme yapılabilir. * Yavaş büyüyen türlerde genç bitkilere, gübreleme ile hızlı büyüme sonucu oluşabilecek anormal gelişmelere engel olmak için gübre verilmemelidir. * Yaprakları alaca renkli olan bitkilere az gübre tercih eder. Aksi halde çoğunda yaprak rengin yeşile döndüğü görülür. * Besin maddeleri eksikliğinin görüldüğü haller dışında hasta bitkilere fazla gübre verilmemelidir. Çünkü bu bitkiler besin maddelerini alamadıkları gibi, genellikle zayıf durumdaki köklere gübre olumsuz etki yapar. * Yalnız yaprakları için yetiştirilen sürekli otsu yeşil bitkilere, genellikle kış sonundan sonbahar başlangıcına kadar gübrelenme yapılmaz. Çiçekleri için yetiştirilen bitkiler esas gelişme döneminde, tomurcuk ve çiçek oluşumu döneminde, yapraklarını döken süs bitkileri ise bir miktar yapraklandıktan sonra gübrelenmelidir.
| Comments () >> |
 |
| Write comment |
You must be logged in to post a comment. Please register if you do not have an account yet. |
|